Çamşıh Ozanları

aliertekin mehmetalikarababa alirizayalcin fezullahcinar mahmuterdal
ali metin
aliertekin mehmetalikarababa alirizayalcin fezullahcinar mahmuterdal
Eski Ozanlarımız PDF Yazdır e-Posta
Ali Haydar Yalçın tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 09 Mart 2011 14:18

Bu dosyada eski ozanlarımızı ve şairlerimizi yazdım.
Bilgisayar ortamına taşıdım.
Lütfen bakınız Çamşıhta ne ozan ve şairler gelmiş geçmiş.Bu bilgilerin geleceğe taşınması açısından çok çok önemli bilgiler.
Bunları bir araya getirmek için çaba harcandığından ve Divriğinin yerel gazetesi olan DİVRİĞİ GAZETESİ'nde Ali Haydar Yalçın Ozanlarımız Köşesinde yayınlanıp paylaşılmasıda ayrı bir önem taşımaktadır.
Bu bilgilerin kıymetini bilmek geleceğe taşımak Kültürümüz açısından gereklidir.Saygılarımla.alihaydaryalçın


Divriği Gazetesi
OZANLARIMIZ KÖŞESİ
2007 Aralık sayısı



ESKİ ŞAİRLERİMİZ

Bu sayımızda Çamşıh Şairlerinden Bayan Şairlere yer vererek tanıtmak istiyorum. Günümüzde yaşamayan bu şairlerimizin yazdığı şiirler ozanlarımız tarafından bestelenmiş ve okunmuştur. Çamşıh’ta genç ozanlarımız ve şairlerimiz arasında da bayan şair ve ozan yetişmektedir.


ELİF EDNA


(XX. Yüzyıl) Çamşıh Gürpınar (Çamoağa) köyünde doğdu. Sultan Yalıncak Ocağına bağlı idi. Çakırağa köyüne gelin gitti. Bu evlilikten Ali ve Safiye adlarında iki çocuğu oldu. Kızını Yağbasan köyüne gelin verdi. Oğlu Ali İstanbul’a çalışmaya gitti. Senelerce evlat hasretiyle yaşadı. 1940’lı yıllarda vefat ettiği sanılıyor. Mezarı da Çakırağa köyünde dır. Çevresinde ufak tefek ve ince olduğu için Küçük Elo olarak tanındı. Dede kızı olduğundan Ana lakabıyla da anıldı. Pek çok koşma ve destanı olmasına rağmen bunlar, ele geçirilemedi. Okur-yazar olmayan ve irticalen rahatlıkla şiir söyleyebilen Elif'in ustası yoktur.Oğluna yazdığı bir şiirini sunuyorum.

GELSENE

Yıllar önce sahibimi yitirdim
N'olur hayırsızım eve gelsene
Gözyaşımla viranemde oturdum
N'olur hayırsızım eve gelsene

Bekler oldum bir virane taşını
Gözümden akıttım kanlı yaşımı
Aralarda koydum yetim başımı
N'olur hayırsızım eve gelsene

Felek bana vermiş derdi mihneti
Namuslu olan evlat bilir kıymeti
Nice bir beklersin sen bu gurbeti
N'olur hayırsızım eve gelsene


HATİCE MİHRAP:

Yüzyılımızın başlarında Çamşıh Başören Köyünde doğmuştur. Çok güzel olduğu için köy gençlerinin sık sık rahatsız etmeleri dolayısıyla babası zorla Mahmut Kâhya ile evlendirmiştir. Ne var ki ertesi gün Hatice tekrar babası evine gitmiştir. Aradan bir yıl geçmeden 16–17 yaşlarındayken seferberlik zamanında vefat etmiştir. Şiirlerinde Hatice Mihrap mahlasını kullanan Hatice'nin her hangi bir ustası yoktur.

Sabahtan Şahımın nuru doğuyor
Doğmaz ise yarelerim sağılmaz
Derdimin dermanın Hak'tan isterim
Vermez ise yarelerim sağılmaz

Hak'tan dergâhına yazımı yazsa
Gönlüm de pirini arasa gezse
Şah-ı Merdan Ali halimi sorsa
Sormaz ise yarelerim sağılmaz

Cehenneme girsem yakar nar beni
Hacı Bektaş Veli gönlüm sultanı
Çağırınca yetişesin Ya Ali
Görmez ise yarelerim sağılmaz

On iki İmamlara niyaz bent oldum
Ali'yi görünce kül oldum yandım
Kırkların ceminde irfane girdim
Girmez ise yarelerim sağılmaz

Hatice Mihrap'ın pire niyazı
Hak da kabul ede dergâha bizi
Ali'nin alnında Zühre yıldızı
Doğmaz ise yarelerim sağılmaz

TAMEY ANA,


Çamşıh Şahin köyünde XIX. Yüzyıl ile XX. Yüzyılın başlarında yaşamıştır. Yemen Savaşının Anadolu’daki sarsıntıları Tamey
Ana’yı da etkilemiş, dört yavrusuyla bu yoksulluğa direnmeye çalışmıştır. Ondört-
onbeş yaşlarında olan Mustafa ve Mahmut Yemen Savaş’ına daha küçük
olduklarından dolayı katılmak istememiş, zaptiyeler Mustafa’ya işkence etmiş,
Mahmut’u da alıp götürmüşlerdir. Akıbetinden bir haber alınamayan Mahmut’a
Tamey Ana ağıtlar yakmıştır. Kocası Kamber’den de bir anlayış ve destek göremeyen Tamey Ana, teselliyi şiirlerde bulur.Oğluna yazdığı şiirlerden iki örneği sunuyorum.

MAHMUD’A AĞIT

Bu nasıl iş idi geldi başıma
Haber verin yarenime eşime
Gösterin yolları düşem peşine
Kanlı Yemen Mahmut’umu geri ver

Çağırsam duyar mı uzaktır aram
Bedel öde derler var mı ki param
Acep kime gidem kimlere soram
Kanlı Yemen Mahmut’umu geri ver


GEZER

Yine bu sinemde bir ateş yanar
Cesette damarlar sızlar da gezer
Yavrusun yitiren garip analar
Çıkar da yolları gözler de gezer

Giydirmedi felek yeşili alı
Kuruttu bahçemde fidanı dalı
Ben gibi kırılsın kanadı kolu
Felek ava çıkmış bizlerde gezer

Soyha seferberlik ciğerim dağlar
Bir karış bebeler potin mi bağlar
Derde düşmüş yavru durmadan ağlar
Ninniler bacısı sızlar da gezer

DERTLİ GULAM


Çamşıh Göleren Gaygısız  köyünde dünyaya geldi, asıl adı Abidin’dir. Çamşıhlıoğlu sülalesinden olup iki gözüde görmeyen şair 50 yaşları civarında vefat etmiştir.
Doğum tarihi ve ölüm tarihi bilinmemektedir.100'e yakın şiirlerini bir deftere yazmışsa da defter kaybolmuştur. Şair hakkında başkaca bilgi edinilememiştir.


ÇIKARIR

Hâk bir sevda verip aşka bıraksa
Akıbeti bizi yüze çıkarır
Arif’i Rabbihim ne bilsin ahmak
Arifler adamı düze çıkarır

Sevdaya düşürür billahi bizi
Şöyle bir yar sevdim götürmez nazı
Cana hayat verir gerçeğin sözü
Yalancı sürdükçe boza çıkarır

Dertli Gülâm der ki sevdiğim hak’tır
Şöyle bir yâr sevdim menendi yoktur
Öyle bir güzel ki muhabbet çoktur
Muhabbet ettikçe naza çıkarır.

NESİMİ:

(1932- ) Çamşıh Şahin köyünde doğdu. Asıl adı Nesimi Işık. Hüseyin ve sultan’ın oğludur. Bir dönem Köyünde muhtarlık ta yaptı. Bir ara Cürek maden işletmelerinde çalıştı. Yedi çocuğu olmuştur. Kışın İstanbul’da yaz mevsiminde de Şahin köyünde oturmakta. Şiirlerinde mahlas olarak Nesimi adını kullandı.
CÜREK
Cürek denen dört tepenin arası
Yüzümüzden gitmez kömür karası
Susuz kaldık bulamadık çaresi
Yazı kışı böyle gider Cürek’in

Ağustos ayında yandık yakıldık
Nerden geldik bu işlere takıldık
Ölmeden de cehenneme sokulduk
Yazı kışı böyle gider Cürek’in

Havayi hat gelir havadan iner
Boşaltır madeni geriye döner
Gözle görünür var bunda bir hüner
Yazı kışı böyle gider Cürek’in

Dinlesinler NESİMÎ’NİN sözünü
Güneş yaktı kafasını gözünü
Karda gezer bulamadım izini
Yazı kışı böyle gider Cürek’in

Gazetemizin 2. yaşını siz değerli okuyucuları ve yazarlarıyla bir araya gelerek 19.Ocak.2008 günü dayanışma yemeğinde kutlayacağını umarım biliyorsunuzdur. Bu dostluk yemeğinde sizleri orada ağırlamaktan mutlu olacağımızı bildirirken, 2007 yılını iyisiyle kötüsüyle bir şekilde geçirdik sayılır.
2008 yılını, dertsiz hastalıksız sevinçli ve mutlu geçirmeniz dileğimle yeni yılınızı şimdiden candan kutlar saygılar sunarım.
Kaynak.Çamşıh Ozanları kitabı.


Divriği Gazetesi
OZANLARIMIZ KÖŞESİ
2008 Ocak sayısı 17

 


ESKİ OZANLARIMIZ

İlk önce tüm dostlarımızın 2008 yılını candan kutluyor, yeni yılın siz değerli dostlarıma sağlık mutluluk dolu günler getirmesini ve tüm yurttaşlarımızın barış hoşgörü ve kardeşlik içinde bir yıl geçirmesini diliyorum.

2007 nin Aralık sayısında belirttiğim eski ozanlarımızı bu sayımızda da tanıtmaya devam ediyorum.

BATTAL KARABABA :


1893 yılında Çamşıh Şahin köyünde doğdu ve Şahin köyünde 1954 yılında vefat etmiştir. Mezarı Şahin köyündedir. Ozan Mehmet Ali Karababa’nın babası olan Battal Karbaba çevresinde sayılan sevilen biridir.

Çamşıh’ı yöresinde Battal ağa olarak tanınmıştır. Babası Gazi ağa, Annesi Hacıağanın kızı İnci hatundur.7 çocuklu bir ailenin 4. çocuğudur. Kendisi iki kez evlenmiştir. Eşlerinin adı Elif ve Şekiredir. İki evliliğinden on çocuk sahibi olmuştur. Bunlardan Mehmet Ali, Haşim ve Hacı İbrahim isimli oğulları saz çalıp şiir yazabilen âşıklardır. Çevrede yetişen ozanlarımızın çoğuna ve çocuklarına saz çalmasını ozanlık geleneklerini Battal Karababa öğretmiştir.

Hüseyin Abdal torunlarından olan Battal Karababa dede olarak, Divriği, Kangal, Malatya, Arguvan, Akçadağ, Zile hatta Kahramanmaraş’a kadar gitmiş talipleriyle görüşmüş Cem’ler yürütmüştür.

Bedenen iri cüsseli, ahlaken iyi huylu, yardımsever ve hiç bir zaman lokmayı tek başına yemeyen biri olduğu söylenir. Evinin, Şahin köyüne gelen dilenci ve yoksulların konakladığı yegâne yer olduğu anlatılır.

Battal Karababa bölgesinde olan her olaya Ağıt yakmasıyla ünlü ozanlarımızdandır. Şiirlerinde mahlas olarak Karababa adını kullanan ozanımızın yüzlerce şiirini topladığı defterini oğlu Haydar Karababa kaybetmiştir. Arşivimizde bulunan şiirleri de halk arasında derlenen şiirlerdir.
ONA YANARIM

Üç gün evvel tren girdi düşüme

Düşümü söyledim kendi eşime

Ahırında bu iş geldi başıma

Hanem harap oldu ona yanarım

Tren geldi Murmana’ya dayandı

Kemiklerim alkanlara boyandı

Tren düdük çaldı bekçi uyandı

Hanem harap oldu ona yanarım

Hemi malım gitti hemi de canım

Bekçi yok mu senin dinin imanın

Çeksen kırmızıyı göstersen kanım

Hanem harap oldu ona yanarım


Karababa der ki derdim derindir

Rızkımızı veren Mevlâ kerimdir

Az yaşa çok yaşa sonu ölümdür

Hanem harap oldu ona yanarım


(Ağıt, Murmana da Tren kazasında ölen Bayram Hoca için yazmış ve söylenmiştir.)


ÂŞIK HÜSEYİN :

(1908–5.3.1953) Asıl adı Hüseyin Karababa Dişbudak köyünde doğdu.

Pengögiller sülalesinden olup, Hasan’la İnci Hanım’ın oğludur. Üç yaşında iken babasını

kaybetti. Hüseyin’i amcası Ali Karababa büyüttü. Herhangi bir tahsil görmedi. Hüseyin, on sekiz yaşında Mamoağa köyünden Hüseyin Kâhya’nın Tamam adlı kızıyla evlendi.

Âşık Hüseyin, saz çalmaya küçük yaşlarda başladı. Dayısı Hüseyin’e,

annesi ve babasını kaybettikten sonra, kendisini avutması için bir saz aldı. Sesi

güzeldi. O da zamanla iyi saz çalmada ustalaştı ve şiir yazmaya da başladı.

Genellikle olaylar ve inancı üzerine şiir yazdı. Şiirleri kendisi tarafından bir deftere

kaydedilmişse de bu defter zamanla kayboldu. Bugün, on beş kadar şiiri biliniyor.

Şiirlerinde mahlas olarak adını kullandı. Ancak bazı şiirlerinde mahlasa yer

vermedi.

Büyük oğlu Hasan’ın Kore’ye gitmesi kendisini ve hanımı Tamam’ı üzüntüye boğdu. Hatta etrafa Hasan’ın Kore’de öldüğü haberi yayıldı. Bu acıya Tamam Hanım daha fazla dayanamadı ve kırk dört yaşında vefat etti.

Cenazesinin kaldırılacağı gün köye oğlunun iki mektubu geldi. Mektuplar okunmadan

kefene sarılıp cenazeyle birlikte mezara konuldu. Bütün bunlar Âşık Hüseyin’i güçsüz

bıraktı. 1953 yılında Köyünde vefat etti.

ÇAMŞIHI’NDAN ÇIKTIM

Çamşıhı’ndan çıktım kapına geldim

Hacı Bektaş dergâhına varınca

Uzağında değil yakına geldim

Hacı Bektaş dergâhına varınca


Abdal Musa, Balım Sultan gelirler

Hüseyin Abdal’la birlik olurlar

Bizleri de arasına alırlar

Hacı Bektaş dergâhına varınca

On İki İmam’ın sürdük izini

Bir olduk cemlerde gördük yüzünü

Pir Sultan, Veysel’le çaldık sazını

Hacı Bektaş dergâhına varınca


On İki hizmetin birini aldık

Erler evliyalar sırrına erdik

Gönül Hakk’a verdik derine daldık

Hacı Bektaş dergâhına varınca


Âşık HÜSEYİN’im yüzüm sürseydim

Varip huzurunda dara dursaydım

Beni Yaradan’a varıp sorsaydım

Hacı Bektaş dergâhına varınca


Divriği Gazetesi

AliHaydar Yalçın

OZANLARIMIZ KÖŞESİ

Şubat sayısı 18

ESKİ OZANLARIMIZ

Gazetemizin düzenlediği 2.yıl kutlaması ve dostluk gecesine dostlarımızla bende katıldım ve elimden geldiğince arkadaşlarıma yardımcı olmaya da çalıştım. Gecenin Muharrem ayının 10. gününe denk gelmesi katılım açısından biraz düşük gözükse de gene de azımsanmayacak kalabalık vardı. Bu gece Gazetemizin tanıtım açısından da iyi oldu. Gazetemizin bundan sonraki süreçte uzun soluklu çalışmalara imza atacağına ve başarılı olacağına inanıyor, tüm dostların katkılarının devamını diliyorum.

ÂŞIK MUHLİSİ:


Çamşıh Bölgesi  Eşke (Dikmecay) köylüdür. Asıl ismi Ali’dir. Köylüler onu Âşık Ali olarak çağırırlar. Kendisinin vefatından sonra torunları Yıldız soyadını almışlardır.
Âşık Ali ilklerde Âşıklıkla ilgisi olmayan birisi olarak hayatına devam ederken bir gün köyünün Armutlu bölgesinde ekin biçiyordu. Öğlen azığı geç kalınca yorgunlukta öğlen uykusuna yattı, uykusunda Veysel Karani’yi gördü, Veysel Karani rüyasında kendisine bir dolu vererek,
—Bundan sonra Âşık olacaksın adın da Muhlisi olacak, bu rüyanı başkalarına anlatırsan dolu dökülecek dedi. Bu arada hanımı azığını getirmişti gördü ki Ali uyuyor seslendi cevap alamadı yanına gelip bir iki salladı uyandırdı. Âşık Muhlisi o an rüyanın tesiriyle hanımına rüyayı anlattı ama iş işten geçmiş dolu dökülmüş ancak dolunun dibinde kalanlar Âli’nin Muhlisi olarak ozanlık yapmasını sağladı.
Muhlisi o zamana kadar saz çalmaz türkü söylemez hiçbir türküyü ezberlemezdi o rüyadan sonra saz çalmaya şiir yazmaya beste yapmaya başladı. Köylülerinin anlattığına göre Alevi felsefesi içeren çok güçlü deyişleri, türküleri vardı ancak yüzlerce eseri yok oldu.
Âşık Muhlisi 65 yaşında öldü. Babası Mehmet ağa olup Mahmut, Ahmet, Mercan, Elif ve Selam isminde çocukları vardı. Şu an çocuklarından sadece Selam yaşamaktadır. Divriği’nin Kışla köyünde evlidir.
YAZI YAZARLAR

Vücudun şehrinde yazı yazarlar
Yazdıran Muhammet yazan Ali’dir
Üç yüz almış bir sıraya dizerler
Dizdiren Muhammet dizen Ali’dir

Seher vakti ulu divan kurulur
Mümin olan ikrarın da bulunur
İmam Hüseyin’e secde kılınır
Kıldıran Muhammet Kılan Ali’dir

Haddimiz yedidir ikisi pınar
Sağına soluna gün gibi doğar
Dalgası gelince engine konar
Konduran Muhammet konan Ali’dir

Muhlisi’yem destan oldum dillere
Kemerbest bağlamış ince bellere
Veysel Karani’yle Yemen ellere
Gönderen Muhammet giden Ali’dir


SITKI


(XIX. Yüzyıl) Sincan Nahiyesi Ovacık köyünde doğdu. Asıl adı HASAN olup şiirlerinde SITKI mahlasını kullandı.

Hakkında bilinenler çok azdır. Yaklaşık olarak kırk yaşlarında öldüğü tahmin ediliyor. Pek çok şiiri olduğu söyleniyorsa da hemen hemen hiç biri tespit edilemedi.

Bibliyografya: İbrahim ASLANOĞLU, Divriği Şairleri, İstanbul,1961, s. 74.

DÜZELTE

Bir ismi Can Baba bir ismi felek

Âşığa nübüvvet sadık yar gerek

Dua edin kullar edelim dilek

Ali gele şu cihanı düzelte


Şu aşkın kazanı kaynayıp coşan

Gül yüzlü şahinde gördüm üç nişan

Şu dünya eğilmiş âlem perişan

Arap gele şu cihanı düzelte

On’ikimam vardır on iki âşık

Şahın cemalinde gördüm bir ışık

Mümin kullar mahlûk ile karışık

Arap gele şu cihanı düzelte


SITKI der ki cümle cihan elinde

Severim Ali’yi Arap donunda

Battal’ın pazbendi bağı kolunda

Arap gele şu cihanı düzelte


AZİZ TOPRAK:


Divriği Çamşıh Balo ağa köyünde 1873 yılında doğmuştur. Babası Balo ağanın oğlu Haydar, Annesi Kangal ilçesine bağlı iğdeli köyünden Sultan hanımdır.

Aziz Toprak iki kere evlenmiş ilk eşi Çamoağa köyünden Tamiş ikinci eşi Bolo ağa köyünden Süleyman ağanın kızı Gülbahardır. Haydar, Bezet, Mustafa, Süleyman, Hatun, Şarey, Rabia adlarında yedi çocuğu olmuştur.

Askerliğini Yemende yapan Aziz ağa, orada yedi yıl kalmıştır. Köyüne Gazi olarak dönmüş, ömrünü köyünde tamamlamıştır. Kendi yöresinde yönetmiştir.1946 yılında köyünde vefat etmiştir. Bir gözü kör olduğu için Kör Aziz olarak tanınmıştır. Alevi dedesi olmakla beraber Çamşıh’ının dışına pek çıkmamış, Cemleri de kendi yöresinde yönetmiştir.

Pek çok usta malı deyiş bildiği ve çok iyi saz çaldığı söylenir. Aziz Toprak’a ait çok şiir olmasına rağmen ancak günümüze çok azı kalmıştır.
HEY ERENLER

Hey erenler bu ne haldir erkânsızdan şifa olmaz

Erkansızlar mürşit olmuş ondan bize vefa olmaz


Ecdadımı irşat eden hünkâr gibi pirimiz var

Vilayet sahip-i mutlak Balım gibi şifa olmaz


Rahmin ağdır bunlar bize yolumuz çıkarttı düze

Zat sıfat düşürür yüze düşürmeyen Hakk’ı bilmez


Halife emanet vermiş Abdalları çekmiş benden

Bir acep musahip bunda böyle cev-ü cefa olmaz


Aziz Toprak aklın devşir zat sıfata mazhar taşır

Zat sıfat bir olur ise böyle sırr-ı vefa olmaz

Kaynak. Çamşıh Ozanları Kitabı, Çamşıh Kütüphanesi


Divriği Gazetesi
AliHaydar Yalçın
OZANLARIMIZ KÖŞESİ
2008 Mart Sayısı

OZANLARIMIZ VE ŞAİRLERİMİZ

Merhaba

Değerli dostlar 2008 yılındaki 3. yazımda bir konuya değinmeden geçemeyeceğim aslında bu yazıyı Şubat sayısı için hazırlamıştım ama olmadı. Sevgili Hasip Uras ağabeyimizin vefatı bizleri gerçekten üzdü kendisine Allahtan Rahmet dilerken bir üzüntümü yazmak istiyorum. Bana 19. Ocak.2008 günü Gazetemizin Dostluk gecesinde köşe yazarları adına bir konuşma yaparmısın önerisini Sayın Yahya Bayar getirmişti. Ben diğer yazarlarda konuşmak isteyebilir dedim zaman olursa isteyene az az konuşma veririz dendi. Ancak programın dolu olması konuşmacıların misafirleri sıkmaması ve talebin olmaması düşünüldüğünde Köşe yazarlarını temsilen bir kişi yeter diye karar alındı. Sevgili Mustafa Tarakçı Albayımın köşesinde de değindiği gibi sorulduğunda tabidir ki her köşe yazarı konuşacak güzel sözler söylecekti. Keşke zaman olsaydı da bütün dostlarım konuşabilseydi hatta Sevgili Hasip Ağabey de konuşabilirdi ve bizlere son konuşmasını yapardı ama durumu orada gördünüz. Benden kaynaklanan bir hata varsa siz değerli dostlarımdan tek tek özür dilerim.

Benim buradaki işim Kültürümüzün bir parçası olan hatta bu kültürü yazdığı şiirlerle bestelediği türkülerle ağıtlarla deyişlerle topluma en iyi şekilde sunan tanıtan o büyük Şairlerin- Ozanların tanıtımını yapmak ve günümüz ozanlarının dışında eski şair ve ozanlarımızın unutulmamasını sağlamak. Bu yüzden araştırarak yazmaya çalıştığım ozanlarımızın özgürce dilediği her şeyi yazabilmelerini, halkın yüreği, dili, kulağı ta kendisi olan bu güzel insanların önlerinde hiçbir engelin olmamasını diliyor tüm Ozanlarımızı saygıyla anıyorum.


ALİ AĞA


Divriği’nin Çamşıh Yöresi Mamoağa (Ağın Gözecik) köyünde dünyaya gelmiştir. Yaşamı dedelik yapmakla şiir yazakla geçmiştir. .Sık sık Emlek yöresindeki taliplerinin yanına giderek dedelik vazifesini yerine getiren Ali Ağa, o yörenin köylerinden biri olan Sivrialan’a da gider. Oraya gelin giden kız kardeşini de görme imkânı bulur. Ali ağa’nın şu anda hayatta olmayan Mahmut ve Fatıgül isimli çocukları olmuştur. Ali ağa hakkında fazlaca bilgi yoktur ancak kendi köyünde vefat ettiği bilinmektedir.

ÂŞIK VEYSEL –ALİ AĞA İLİŞKİSİ


Daha önce yayımlanan eserlerde bu konuda pek bilgi olmadığı için Aşık Veysel – Ali ağa ilişkisi üzerinde durmak yerinde olur diye düşündüğüm için bilgileri paylaşmak istiyorum.

Her yıl kış ayları gelince Çamşıh’lı dedelerin bir kısmı Emlek köylerine gider orada birkaç ay kalır, cem yapar, cemaat yönetir, akşam sohbetleri düzenler, böylece Alevilik yolunu yaşatırlardı. Bu Çamşıh dedelerinden birisi de Ali ağaydı. Uzun kış gecelerinde Cem öncesi yaklaşık bir iki ay süre ile akşam muhabbetleri yapılır, bir taraftan yenilip içilirken, bir taraftan da Alevilik hakkında insanlar bilgilendirilip, Alevilik kararlığını artırılırdı. İşte Âşık Veysel’in hayatını değiştiren de böyle bir akşam muhabbetiydi. Âşık Veysel’in keşfedilmesinin nedeni de Alevi muhabbetlerine olan düşkünlüğüydü. Daha on on iki yaşlarındayken dahi hiçbir akşam muhabbetini kaçırmaz, büyük bir dikkatle konuşulanları dinler, dedenin çaldığı deyişler ve mersiyeler eşliğinde kendinden geçer ağlardı.

Bir akşam yine Alevi muhabbeti yapılırken o zaman “Kör oğlan” olarak çağrılan Veysel kendisini muhabbete kaptırmış ta dedenin bulunduğu yere kadar gelmişti. Gözlerinin çiçek hastalığından kör olunca görüntüsü de nahoş hale gelmişti. Aynı zamanda bakımsızdı. Veysel’in muhabbet meclisinin ta üst başlarına geldiğini gören köylülerden birisi yerinden kalkarak küçük Veysel’e bir tokat vurup dışarı attı.

—Bu halınla bir de meclisin üst başına çıkıyorsun, çık dışarı dedi. Veysel büyük bir acı ile ağladı. Öyle ağladı ki ortam bir anda değişti. Bize ulaştığına göre Veysel ağlarken gözlerinden değil göğsünden ağlardı. Ağladığı zaman orada bulunan bütün insanların acıma duyguları dayanılmaz hale gelirdi. Köylüden tokat yeyince burada da öyle acıklı şekilde ağladı. Veysel’in derinden ağlaması Dede Ali ağayı rahatsız etti. Veysel’e vuran köylüye kızdı ve Veysel’i getirtip yanına oturttu. Bir süre daha içli içli ağlayan Veysel dedenin teskinleri ile yatıştı ve meclisin sonuna kadar dedenin yanında oturdu. Dede Ali ağa ertesi gün kalkar kalkmaz küçük Veysel’i yanına çağırttı. Ona sordu.

— Sana bir saz yapayım mı? Veysel kendinden geçti, çok sevindi. Dede bunun üzerine köylülerden kendisine iğde kütüğü getirmelerini istedi. Bir süre sonra köyde bir iğde kütüğü bulup getirdiler. Dede Ali ağa oturup o kütüğü günlerce uğraşıp oydu. Köylüler dedenin bu halini çok yadırgadılar.

— Dede bu kör çocuğa niye bu kadar uğraşıyorsun. Bu yola yürümesini beceremiyor gariban bir de saz mı çalacak. Dediler. Dede bunun üzerine hala Çamşıh’ta söylenen şu sözünü söyledi

. — Yârin o bir âşık olacak ki dünyada adı söylenecek. Dede Ali ağa Veysel’in sazını kendi elleri ile yaptı. Sonra o sazı Veysel’e verdi. Kendisi de karşısına geçti. Bu kez saz çalmayı öğretti. Bununla da yetinmedi, bu kez kendi türkülerini, Çamşıh türkülerini öğretti. Ali ağa her yıl Emlek köylerine gittiğinde Veysel onun dizinin dibinden ayrılmadı. Bu kez sazın ustalıklarını öğretti. Tam bir saz ustası olduktan sonra da Alevi meclislerine, cemlerine götürüp Alevi deyişlerini, semahlarını, mersiyeleri öğretti. Veysel “Âşık” unvanını Dede Ali ağdan öğrendiği Çamşıh türküleri ile kazandı. . İlk plağını “Ağ gül seni camekânda görmüşler” ve “Küçük gelin” türküleri ile yaptı.
AĞ GÜLÜM

Ağgül ekiniğe ziyan oldu mu?

Ağ gülüm gülüm

Kınalı parmağa diken doldu mu?

Yar eğlen eğlen kız eğlen eğlen

Seni beni yaradanı seversen

Ağ gülüm gülüm

Seni benden başka seven oldu mu?

Yar eğlen eğlen kız eğlen eğlen


Ağgül seni camekânda görmüşler

Ağ gülüm gülüm

Sarı saçın sırma ile örmüşler

Ağ gülüm gülüm gel benim yârim

Ürüyamda seni bana vermişler

Ağ gülüm gülüm

Kör ola gözlerim o da düşümüş

Yar eğlen eğlen kız eğlen eğlen


KÜÇÜK GELİN

Küçük gelin suya gider

Eloğluna çalım eder

Çok sallanma küçük gelin

Ben cahilim aklım gider


Penceresi mavi boya

Kurban olam sizin soya

Sizin köyde bir güzel var

Saramadım doya doya


Diye devam eden bu türküleri Âşık Veysel kaynak göstererek okumuştur. Ancak türküler sahip çıkılmadığında birileri tarafında birde hikâye yazarak kendi bölgelerinin türküleriymiş gibi kitaplarda dergilerde ve sitelerde yayımlamaktadır. Çalışma ve araştırmalarımızda bu tip durumları görüyoruz doğru olanını aktarmaya çalışıyoruz. Kültürümüzle ilgili yazdıklarımız ve daha fazlasını yeni tasarım yapılmış olan www.camsih.com sitemizden takip edebilir görüş ve önerilerinizi yazabilirsiniz.Saygı ve sevgilerimle.

Kaynak. Çamşıh Ozanları Kitabı, Çamşıh Kütüphanesi


Divriği Gazetesi
AliHaydar Yalçın
OZANLARIMIZ KÖŞESİ
2008 MAYIS SAYISI

Sevgili Dostlar,

Ozanlarımızı Şairlerimizi Âşıklarımızı tanıtıyor geleceğe taşıma adına bu gazetede yazmaya çalışıyorum. Ozanlara, Âşıklara, Şairlere baktığımızda görüyoruz ki hayatları çokta renkli değil. Amaçları para kazanmak olmayan yüreğini bu yola adamış ozanlarımızın âşıklarımızın hayatlarında bir sürü trajik olaylarda vardır. Aşağıda tanıtacağım Âşık’ta bunlardan birisidir. Ancak bu Aşığımızın Çamşıh’lılar tarafından bilinen ve sevilen bir yönü daha vardır ki irticalen mani söyleyen bunu gülmeceyle besleyen bir yetenekti kendisi.

GATIH DEDE (HÜSEYİN KARAKUŞ)


1890’lı yıllarda Çamşıh’ının Aziz ağa köyünde doğmuştur. Asıl adı Hüseyin’dir.1934’te soyadı kanunu çıktıktan sonra Karakuş soyadını almıştır. Ancak çevrede Gatıh Dede olarak tanınmış ün yapmıştır. Çocukluğu köyünde geçmiş, Yağbasan köyünden Satı Hanım ile evlenmiş olup bu evlilikten Murteza, Paşa, Süleyman, İnci, Safiye ve Haney isimlerinde altı çocuğu olmuştur. Küçük yaşta askere gitmiş, uzun süre askerlik yapmıştır. Askerlik dönüşü köyüne gelmiş ölünceye kadar da burada ikamet etmiştir.1975 yılında Hakka yürümüştür. Mezarı Aziz ağa köyündedir. Yedikardeş olan Gatıh Dede ve kardeşleri hepsi birden seferberlikte askere alınmıştır. Ne acıdır ki kardeşlerinin altısı da askerde şehit düşmüştür.

Gatıh Dede hayatının büyük bir kısmını ozanlığının dışında Dede olarak geçirmiştir. Özellikle Arapgir, Arguvan, Akçadağ ve Malatya’nın diğer köylerinde Dedelik görevini yapmıştır. Çamşıh köylerinin tamamında olduğu gibi Divriği köylerinde de sayılan sevilen nükteden, şakacı, gönül adamı bir insandır. Ufak boylu, zayıf bir bünyeye sahip olan Gatıh Dede ölünceye kadar gideceği her yere yürüyerek gidip gelmeyi tercih etmiş bu yürüyüşlerde rastladığı köylüleriyle nükte yaratmış irticalen dörtlükler söyleyerek takdir toplamış çok hareketli biridir. Gatıh Dedenin nüktedanlığını ve cana yakın konuşmalarını Paşa ve Süleyman ismindeki oğulları tarafından yaşatılmaktadır.

İyi derecede saz ve keman çalmış bilhassa Süleyman isimli oğluna da başlama ve keman çalmasını öğretmiştir. Alevilik kültürüne vakıf, pek çok deyiş ve düvez-imam’ı hafızasında tutuğu bilinmektedir. Yazdığı şiirler sağlığında saklanmadığından ölümüyle birlikte çok eseri yok olmuştur.

Gatıh Dedenin Trajik bir hikâyesini aktarmadan geçemedim.

Altı kardeşini savaşta şehit veren ve kendisi de asker olan Gatıh Dede, bir gün gizli gizli ağlayıp türkü söylerken, bunu komutanı duyar. Haline bakar acır ve yıllardır sıladan ayrı olan aşığa; “Oğlum sen köyüne git ben senin teskereni arkandan gönderirim …” diyerek onu memleketine gönderir. Komutanın duyduğu türkü sözleri şöyledir.


ARZ EYLEDİM SILAYI

Altı kardaşımdan kaldım bir tane

O sebepten arz’eyledim sılayı

Anamın çütünü söyle kim süre

O sebepten arz’eyledim sılayı


Ben beni yitirdim acep ne oldum

Düştüm hastaneye sarardım soldum

Altı kardaşımdan bir tane kaldım

O sebepten arz’eylerim sılayı


Suyu çok içerim yüreğim kanmaz

Benim hast’olduğum validem bilmez

Çütlerim durmuşta arazim dönmez

O sebepten arz’eylerim sılayı


Başörenin yeri de bir düzlük yazı

Battal’ı sorarsan bir emlik kuzu

Öksemiş validem istiyi bizi

O sebepten arz’eylerim sılayı


Gatıh Dede derdini böyle söyledi

İndi Albustan’ın elin boyladı

Konya da vazife tamam eyledi

O sebepten arz’eylerim sılayı


BEN OLDUM

Başı pare pare dumanlı dağlar

Firkat ile aşıp giden ben oldum

Eller göçün yüklemiş gider yaylaya

Göçün çekip sarpa düşen ben oldum

Ecel kalesine gidenler kalır

Vade Allah’tandır yetenler ölür

Sevdiğim nur-didem elden ne gelir

Ecel defterini yazan ben oldum

Gatıh dede der ki hükmüm verince

Tomurcuk güllerim boynun eğince

Yükseklere pare karlar yağınca

Enginlere inen duman ben oldum.

Halk Ozanı Hüseyin Karakuş’un hazır cevap mani yazdığını yazmıştım, bir örnekle yazımı bitirmek istiyorum. Genelde bu tip maniler kültürümüze yer etmiş hemen hemen her köyümüzde mani söyleyen insanlara rastlamak mümkündür.


DÜDÜKLÜ KEL

GEÇTİĞİ YER: Çamoağa köyü

ANLATAN. :Hüseyin Polat

Gatık dedeyi tanımayan yoktur, hoş sohbet, hazır cevap, irticalen şiir söyleyebilen bir halk ozanıdır. Her gittiği yerde halk onu karşılar hem duasın almak ister hem de ayaküstü kendilerine bir mani okumasını isterler. Bir gün yolu Çamoağanın köyünden geçiyormuş. Genç kızlar, gelinler çeşmede su dolduruyorlarmış, onların isteğiyle her birine maniler söylemiş onları güldürmüş, Onların sesine Annem gelmiş,

—Hüseyin Emmi bir de bana mani söyle demiş, Gatıh Dede, mani söylediği insanların özelliğini bilen akıllı bir insan olduğundan hemen maniyi yapıştırmış.

Gökte uçar arısı

Bostandaki darısı,

Ben sana ne diyeyim

Düdüklü Kel'in karısı.

Diye söyleyince, oradakiler Babamın başının kel olduğunu bildiklerinden gülüşmüşler.


Divriği Gazetesi
AliHaydar Yalçın
OZANLARIMIZ KÖŞESİ
2008 HAZİRAN SAYISI
 

KUL BUDALA:


Yüz yıllarca ozanlarımız âşıklarımız yüreğimizde taht kurmuş günümüze değin eserleri gelmiştir. Bu geleneği sürdüren ozan, âşık, şairlerimizden yüzlercesi belki hiç duyulmamış yazdıkları eserler de kayıt altına alınmadığından yok olup gitmiştir. Önemsiz gibi gözüken ozanlarımızın hayatlarını irdelediğimizde yüz yıllar önce yaşamış ama hayatlarındaki güzellikleri, acıları, sevinçleri ve duygularını kültüre verdiklerini, eserlerini okuduğumuzda öğreniyor takdir ediyor, dizelerine döktükleri iç dünyalarını daha iyi anlıyor ne değerlermiş demeden kendimizi alamıyoruz. Günümüzde bile yüzyıllar önce yazılan şiirleri yazabilen ozanlarımız elle sayılacak kadar azdır.

Bu sayfada ünlü olsun olmasın günümüze değin eserleri gelebilen bu değerleri de sizlere tanıtmaktan kıvanç duyuyorum. Araştırmalarımızda tüm biyografisinin benim yazdığımı sanmayın,Çamşıh Hüseyin Abdal Derneği Kütüphanesinden faydalanıyor alıntı yoluyla kendi bilgilerimi de ekleyerek zenginleştirip yazmaya çalışıyorum. Aşağıdaki Aşığımızda bunlardan biridir.

ÂŞIK KUL BUDALA


XVII. Yüzyılda yaşamıştır. Divriği'nin Şahin köyünde doğduğu biliniyor. Şahin köyü, folkloru, âşıkları ve kendine has ezgileriyle şöhret bulmuş olan Çamşıh’ı yöresi köylerinden birisidir.

Âşık Budala'nın, hakkında bilinenler çok azdır. Asıl adı İsmail'dir. Şiirlerinde Budala yahut Budala İsmail mahlaslarını kullanmıştır. Genellikle Bektaşî itikadını dile getiren şiirler söylemiştir. Bunun yanında sosyal konulu şiirleri de vardır. İtikada bağlı terimlerin dışında dili sadedir. Şiirleri muhteva yönü ile oldukça kapsamlıdır. Çamşıh’ı yöresinde iyi saz çaldığı kulaktan kulağa aktarılmaktadır. Teknik yönden yer yer şiirleri kusurludur ama o günün koşullarında yazılan bu Şiirler ozanlarımız tarafından kabul görmüş besteler yapılarak türkülere geçmiş ve günümüze kadar gelmiştir. Örnek olarak Âşık Budala’nın bir nefes bir şiirini sunuyorum.
NEFES

Bülbül oldum gülistanda şakırım

Öz bağında biten gül neme yetmez

Süleyman’ım kuşdilinden öterim

Bana ta’lim olan dil neme yetmez


Derviş oldum pîr eteğin tutarım

Hakk’a doğru çekilmiştir katarım

Baykuş gibi garip garip öterim

Issız viraneler çöl neme yetmez

Aşk kitabın ele aldım yazarım

Daim Hakk’a doğru meylim nazarım

Neme gerek dağ başında gezerim

Ol kerime giden yol neme yetmez


Bu dünyanın n’olacağı ma’lumdur

Bu sırrın aslına inen Ali’mdir

Az yaşa çok yaşa sonu ölümdür

Bana hırka ile şal neme yetmez


BUDALA’m sırrına kimseler irmez

Tevekkül malını erteye koymaz

Kişi kısmetinden ziyâde yemez

Bana kısmet olan mal neme yetmez

KARA

Seherde uğradım ben bir güzele

Güzel dedim zülüflerin ne kara

Korkarım ki elâ gözler göz ala

Gözler sürmeli kaşların ne kara


İsmi çıkıp âlemlerde öğüle

Dudu kumru haber vermiştir güle

Seher davlumbazı her dem döğüle

Zülüf çevgen yanakların ne kara


........................................(Eksik)

İki gözüm doldu kanlı yaş ile

Dostum kumaşın uydurmuş yeşile

Ne aldır ol ne kırmızı ne kara


Ne ziba yaratmış Yaradan Gani

Sel oldu aktı gözlerimin kanı

Gel bana rahmeyle mürüveet kâni

Ben söylerim ne ak söyler ne kara


BUDALA’m der neylerim ben malı

Sohbet ile bulmuşum bu kemali

Mahbup derler gösterem gül cemali

Ne yağmura ne güneşe ne kara


Yüz yıllar önce yüzlerce ozanımız akademik bir eğitim almadan çok çok güzel şiirlerde yazmıştır. Teknik olarak hece veznine uymuş, mahlas olarak adını kullanmış tahsili eğitimi olmayan çok sayıda değerli ozan şair ve âşıklarız da vardır. Burada o büyük ozan ve âşıklarımızı saygı ve sevgiyle anıyoruz.

9 Mayıs 2008 tarihinde Salon Figora da Ünlü Ozanımız Mahmut Erdal’ın 58. sanat yılını kutladık. Tahminen 1500 kişinin katıldığı bu kutlama türkü dostlarınca çok beğenildi, tüm kurum ve kuruluşlar tarafından tebrik edildi. Çamşıh Hüseyin Abdal Derneği’nin ilk defa yaşayan ünlü bir ozanına sahip çıkarak 58. sanat yılını kutlaması bir örnek teşkil ettiğinden olumlu karşılandı.Benimde bizzat organizasyonun içinde olmamdan dolayı davetime uyarak bizleri orada yalnız bırakmayan tüm dostlarıma,demokratik kitle örgütleri başkan ,yönetim kurulları üyelerine ve organizasyonda bizlere yardımcı olan tüm dostlara saygılarımı gönderiyorum.


Divriği Gazetesi
AliHaydar Yalçın
OZANLARIMIZ KÖŞESİ
2008 TEMMUZ SAYISI


 

OZAN İSMAİL TOPRAK


1911 (R.1327) yılında Çamşıh’ın Baloağa köyünde dünyaya gelmiştir.Babası Baloağa köyünün kurucusu Balo Ağa’nın oğlu Esef Ağa’dır.Annesi Höbek köyünden Elif’tir.Çocukluğu ve gençliği köyünde geçmiştir.Kısa aralıklarla gurbete gidip çalışmış ancak ömrünün tamamına yakınını köyünde geçirmiştir.Kendi köyünde Balo’nun kızı Tamiş ile evlenmiş bu evlikten Hasan,Süleyman,Esef,Mustafa,Ali,Rıza ,İnci ve Sülo adında çocukları olmuştur..

Ozan İsmail Toprak gençlik yıllarında saz çalmaya başlamıştır. Ustası Âşık Veysel’e de saz çalmasını öğreten Çamşıh Mamoağa köyünden Ali ağadır. Battal Karababa,Gatıh Dede,Celal Dede,Girgey Hüseyin aynı zamanın gençleri olarak Çamşıh’ta ün yapmışlardır.İsmail Toprak’ın Aşık Veysel gibi çalıp söylemesinde en büyük etken ustasının Ali Ağa olmasından kaynaklanmaktadır.Ozan İsmail Aşık Veysel’in yurt içi gezilerinde dört sene onunla beraber turnelere çıkmış eşlik etmiştir. Ozanın yazdığı yüzlerce şiirleri olmasına rağmen Şiirlerinin çoğu derlenmediği için kayıp olmuştur. Kendisine ait iki kaseti vardır.

Ozan İsmail Toprak zaman zaman dedelikte yapardı. Çamşıh’ta olduğu kadar Malatya da taliplerine gidip cem yaptığı dedelik yaptığı bilinmektedir.

Ozan İsmail Toprak 1977 yılında hakka yürümüş ölümünden sonra kalan eserleri oğulları tarafından korunmuştur. Hayatta olan üç oğlu bir kızı vardır, Süleyman Toprak babasının izinde devam ederek saz çalıp şiir yazmaktadır.

İsmail Toprak’ın hakka yürümesi ilginç olduğu için sizinle paylaşmak istiyorum.

İsmail Toprak son zamanlarda hastaymış. Oğlu Ali bir süre önce vefat eden Ozan Battal Karababa’yı rüyasında görmüş. Rüyasında Battal ağa babası ile kendilerinin bahçesini suluyormuş, rüyasını babasına anlatmış. İsmail ağa da dinlediği rüyayı yorumlamış. Battal ağanın kendisini götüreceğini ,suyun ise iyilik olduğunu söylemiş.

Hasta olan İsmail ağa ikinci gün daha da kötülemiş, artık hayal görmeye başlamış. Sesli sesli gördüğü hayali anlatıyormuş. Yanına; Peygamberimiz, Battal ağa ve annesinin geldiğini söylemiş.

—Beni götürmeye geldiler. Demiş. Yanında bekleyen Haydar Ağa :

—İsmail Ağa çocukları korkutma, demiş.

—Korkutmuyorum aha geldiler beni götürüyorlar, demiş. Bunları anlatırken yatağında oturuyormuş. Sonra da:

—Yastığımı sırtımdan alıp beni uzatın, demiş. Yastığını sırtından almışlar ve İsmail Ağayı sırt üstü uzatmışlar. İsmail Toprak, o anda vefat etmiş.

Ozan İsmail Toprak’ın yazıp bestelediği bir şiirini bir türküsünü aktarıyorum.

Çocukları gurbette olan, yaşlılığından dolayı dizleri tutmayan bir köşede yapayalnız kalan Ozan İsmail, Duygularını şöyle dile getirir.


Kadir Mevla’m senden bir dileğim var

Mürvet beni el-avuca düşürme

Emanetini al dileğimi ver

Mürvet beni el-avuca düşürme


Damın deliğinde sırf yalınızım

Ne oğlum geliyor nede bir kızım

Ecel gelir ise ne olur sözüm

Mürvet beni el avuca düşürme


Yetim kaldım beni anam büyüttü

Küçükten everdi sanki iy’etti

İkisi de beni bırakıp gitti

Mürvet beni el avuca düşürme


Ey İsmail Toprak nice oldu halim

İşte malım işte fikrim hayalim

Ne kazandın bu dünyada bakalım

Mürvet beni el avuca düşürme.


NASIL METHEDEYİM

Nasıl methedeyim canımın içi

Aha gidiyim, bağa ne deyin, üç günüm kaldı

Bölük bölük olmuş o yârin saçı

Yar nolur nolur nolur böyle mi olur


Bir çift söz ile o yar darılmış

Aha gidiyim, bağa ne deyin, üç günüm kaldı

Sensin yine benim başımın tacı

Yar nolur nolur nolur böyle mi olur


Kapının önünden geldim de gittim

Aha gidiyim, bağa ne deyin, üç günüm kaldı

Kömür gözlüm sana ne zarar ettim

Yar nolur nolur nolur böyle mi olur


Bir çift sözünü duydum üç hafta yattım

Aha gidiyim, bağa ne deyin, üç günüm kaldı

Sen bir hancı isen ben de bir yolcu

Yar nolur nolur nolur böyle mi olur


Kapısının önü Çınar ağacı

Aha gidiyim, bağa ne deyin, üç günüm kaldı

İçerimde kaldı çıkmaz bir acı

Yar nolur nolur nolur böyle mi olur


Şu köyün içinde gezemez oldum

Aha gidiyim, bağa ne deyin, üç günüm kaldı

Beni öldürecek o iki bacı

Yar nolur nolur nolur böyle mi olur

Değerli dostlar ismi duyulmamış yitirdiğimiz ozanlarımızı sizlere tanıtmaya devam ediyor saygılar sunuyorum.

Kaynak: Av.İsmail Metin Çamşıh H üseyin Abdal Kütüphanesi


Divriği Gazetesi
AliHaydar Yalçın
OZANLARIMIZ KÖŞESİ
2008 Ağustos Sayısı


OZANLARIMIZ VE FESTİVALLER

Her yıl yaz aylarında memleket özlemi içimizi sarar fırsat bulup yaz aylarımızı köyümüzde geçirmek için can atarız. Bulunduğumuz bölgelerde FESTİVAL veya ŞENLİK’ler de hayatımıza ayrı bir renk katar. Bu yazımda bölgemizdeki festivallerden bahsetmek istiyorum.

Sivas da etkinliklerin başında Pir Sultan Abdal Banaz Şenlikleri gelmektedir.2 Temmuz 1993 Madımak vahşeti de bu şenlikler zamanında olmuştur. Kangal Dernekler Federasyonu KDF nin düzenlediği Samutbaba Şenlikleri, Çetin kaya belediyesinin Ray Festivali, 2.Karabel Kültür ve Yayla Şenlikleri, Hüseyin Abdal ve Divriği Çamşıh Halk Ozanları Festivali gene coşkuyla izlenen festivaller arasında yerini korumuştur.

Son iki yıldır bölgemizdeki festivallere katılım geçmiş yıllara göre düşük olmaktadır nedeni ise hem ekonomi hem de kene olayıdır. Bu yıl kene gündemimizdeki en önemli olaydır ama buna rağmen Festivallerde beklenenin üzerinde katılım olmuştur. Bölgemizde görülen kene zararsız olduğu tesbit edildiğinden fazla da caydırıcı olmamıştır.

Burada kendi bölgem de15. Hüseyin Abdal ve Çamşıh Halk Ozanları Festivali hakkında bilgiler vermek istiyorum. Ozanlar diyarı Çamşıh’ıların kandan dedeleri olan Hüseyin Abdal Türbesinin tamamen resmi yollardan Çamşıh’ına getirilmesi ile başlayan OZANLAR FESTİVALİ Türk Kültürüne sazıyla sözüyle hizmet eden ozanların ve ozanlara Türkülere gönül veren Divriği, Kangal ve Zara halkının yanında çevre il ve ilçelerden gelen binlerce insanın buluştuğu istisna bir festivaldir. Bu festivalde Alevi Sünni ayırımı yapılmadığı gibi dostlukların pekişmesi, hoş görü, kardeşlik, saygı sevgi ve kültür aktarımı ön planda tutulmuş olduğundan katılımda fazla olmakta her kesimden kabul görmektedir. Festivale katılan konuklar festival süresince rahat etmekte Çamşıh’lı dostlar tarafından misafir edilmektedir. Festival programına yöre ozanları, çevre ozanları ve profesyonel ozanlar konuk edilmekte genç ozanlara destek verilmektedir. Yakın çevremizde son zamanlarda alternatif şenlikler düzenlense de ozanlar festivaline günden güne ilgi daha da artmaktadır. Bundan böylede umuyorum ki yaz aylarını tatil yerlerinde değil kendi yöresinde köyünde geçirmek isteyen dostlarımızla daha da katılımlı güzel Festivaller yaşarız. Çamşıh bölgesi Türkiye’nin en yoğun halk ozanlığı potansiyelinin olduğu bölgedir. Bu nedenle bu sütunda sırasıyla Çamşıh ozanlarını yazmaya devam ediyorum. Aşağıda tanıtımını yaptığım Ozan Celal Dede’de bunlardan biridir.


CELAL DEDE (CELAL ÇAMLICA)


Asıl adı Celal Çamlıcadır. Celal dede Başören köyünün Azizağa mezrasındandır. Babasının ismi Ali Yusuf’tur. Ali Yusuf Çamşıh’ta çıkan bir isyanda Malatya Akçadağ’a kaçmış orada talipleri tarafından uzun süre korunmuştur. Celal Dede bu olaydan dolayı 1881 yılında köyünden uzakta Solik (Kınık) köyünde dünyaya gelmiştir. Ailesi daha sonraları tekrar Çamşıh’ına gelerek yaşamını burada sürdürmüştür.

Celal Dede Divriği’de okumuş, tahsil hayatı boyunca Divriği’nin yerlisi olan kirvelerinde kalmıştır. Daha sonraları kirvelerinin çocuklarıyla İstanbul’a okuması için gönderilmiştir. İstanbul’da Rüştiye’de okurken İsmet İnönü ile birlikte okumuş Rüştiye’yi bitirmiştir. Tahsili sırasında İstanbul’ da “Babalar” diye bir grup kurarak Bektaşi Tekkelerinde çalışmalara başlamıştır. Bazı tekkelerde yöneticilik yapmış Dede-Babalık makamına kadar yükselmiştir.

Kurtuluş savaşı dönemlerinde Atatürk ile birlikte olmuş,Atatürk’ün Anadolu’ya gelmesinde yardımları olmuştur.Cumhuriyet kurulduktan sonra dedelik yapmasından dolayı birkaç kez tutuklanmış ancak salıverilmiştir.Bir defasında da Malatya tarafındaki taliplerine sığınmıştır..Ömrünü Aleviliği örgütlemek ve dedelik yapmakla geçirmiştir.Kendisini Aleviliğe ve Kültürüne adayan Celal Dede bu tempoya fazla dayanamamış 1945 yılında Malatya’nın Çiğnir ilçesinde kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmiştir.Mezarı Çiğnir köyünde türbe haline getirilmiştir.

Celal Dede iki kez evlenmiştir. Saz ve Kemani çalmıştır. Hatta saz çalarken tezeneyi ayak parmaklarının arasına sıkıştırarak çaldığı söylenir. Pek çok şiiri olduğu söyleniyorsa da maalesef elimizde çok az şiiri bulunmaktadır.
KALMADI

Hey erenler düştüm ihtiyar oldum

Ağzımın içinde dişim kalmadı

Seğirttim yoruldum ahırı durdum

Artık gidecek bir yerim kalmadı


Ömrümün içinde çok işler gördüm

Bilmem ki meskenim nerdedir yurdum

Feleğin sillesi hep beni vurdu

Artık gidecek bir yerim kalmadı


Celal Dede bir gidiği yayamam

Yüz kuruş parayı günde sayamam

Bir ekmeği bir saatte yiyemem

Artık gidecek bir yerim kalmadı.


Faaliyetlerinden dolayı ihbar edilen Celal Dede’yi tutuklamak için bir komutan iki asker köye gelir ve onu yakalar. Kelepçeleyip götürülerken Celal Dede;

—Komutan bana biraz müsaade verin evden çıkarken şu sazımı son defa çalayım “ der.

Komutan izin verir. Celal Dede dokuz perdeli sazını bağrına basar çalmaya başlar. Orada bulunanlar hayranlıkla dinlerken türkünün ortasında Celal Dede komutana;

—Şu kuş gelip sazımın üzerine konacak ama senden korkuyor, der. Komutan inanmaz.

—Ne yapmamı istersin der. Celal Dede;

— Şöyle kenara çekil, kuşun sazımın üzerine konduğunu göreceksin, der.

Komutan, oradan biraz uzaklaşır. Celal Dede saz çalmaya devam eder. Bir süre sonra kuş, yukarıdan aşağıya süzülerek iner ve Celal Dede’nin sazının sapına konar. Komutan bunu görünce çok duygulanır, Celal Dede’nin elini öper, onu tutuklamaktan vaz geçer.

Kaynakça: Av. İsmail Metin Arşivi ve Dr. Doğan Kaya Çamşıh Ozanları kitabı.


Divriği Gazetesi
AliHaydar Yalçın
OZANLARIMIZ KÖŞESİ
2008 Eylül Sayısı


HASAN KARAKUŞ


Hasan Karakuş” Hasan Çavuş” 1891’de (R.1307) Çamşıh’ının Balova köyünde doğmuştur. Babası Çakır Hüseyin, annesi Hacoğ Hatundur. Hasan Çavuş iki evlilik yaşamıştır. İlk evliliğini Divriği’nin İnallı köyünden Gülsüm ile yapmış; ondan, Mahmut adında bir oğlu olmuştur. İkinci evliliğini ise Çamşıh Aziz ağa köyünden, Cemek Ali’nin kızı İnci Hanımla yapmıştır. İkinci evliliğinden; Aziz, Nurettin ve Rüstem adında üç oğlu; Tamiş ve Hacoğ adlarında iki kızı olmuştur. Hasan Karakuş’un trajik askerlik öyküsü nedeniyle asıl adı yerine Hasan Çavuş olarak Çamşıh’ta ün yapmıştır.

Hasan Karakuş her vatandaş gibi askere alınmış ancak harp zamanı olduğu için askere gittikten sonra ölü veya diri hiçbir haber alınamamıştır. Ailesinin tüm aramalarına olumlu veya olumsuz uzunca bir süre haber gelmeyince umutları tükenmiştir. Oğullarının şehit olduğunu düşünerek kendilerini avutmuşlardır. 7 yıl aradan sonra Hasan’ın öldüğüne inanmayan bir köylüsü aileyi şikâyet ederek, Hasan’ı sakladıklarını iddia etmiş. Bunun doğruluğunu tespit etmek için bir zabıt subayı Çamşıh’ın merkez köyü Şahin’e gelerek; Çakır Hüseyin’i çağırtıp ifadesine başvurmuş. İfadede sert konuşup Çakır Hüseyin’i tehdit ederek:

— Oğlunu saklıyorsan seni öldürürüm, bana oğlunu getir gözüm üzerinde demiş. Çakır Hüseyin, komutanı n suçlamalarına çok üzülmüş, oğlundan 7 yıldır haber alamadığını ve onu şehit kabul ettiklerini söylemiş ama komutan ikna olmamış tehditlerini sürdürüp Çakır Hüseyin’i kovmuş. Çakır Hüseyin üzgün bir şekilde yola devam ederken köyüne varmadan yolda bir kişiye rastlamış. O kişi Hüseyin Karakuş’a mektup getiren postacıymış. Çakır Hüseyin mektubu alır almaz geri dönüp, Şahin köyündeki Subay’a mektubu vermiş. 7 yıl haber alamadığı oğlundan gelen bu mektup orada bayram havası estirmiş. Subay mektubu okumuş. Hasan Karakuş’un Kars’ta asker olduğu anlaşılmıştır.

Hasan Çavuş askerde komutanları tarafından sevilen bir askermiş. Kars’ta yapılan savaşlarda çok yararlı çalışmalar yapmış ancak yaralanmıştır. Hastanede yatmış birkaç ay sonrada hava değişimi alarak köyüne iki aylığına gelmiş ancak altı ay geri gidememiş. 6 ay sonra iyileşip gittiği gün birliği yer değiştiriyormuş, askerlerin arasına katılıp görünmeden gitmek istemiş ancak kendisini seven komutanı onu görmüş, hiç sorgu sual etmeden:

—Hasan Çavuş sen askerleri yürüt, diye emir vermiş. Bu olay Hasan Çavuş’u gururlandırmış askerliğe daha da bağlanmıştır.

Hasan Çavuş askerlik yaptığı Kars’ta uzun süre kalmış, üstün başarı madalyası almış ve iyi bir askermiş. Katıldığı bir savaşta kalbinin üzerine bir kurşun saplanmış, uzun tedavi sonucu köyüne dönmüş ve geri kalan tüm ömrünü köyünde çocuklarıyla geçirmiştir. Gazilik maaşı bağlatmak istemiş ancak 1967 yılında köyünde vefat etmiştir. Mezarı Çamşıh’ının Balova köyündedir.

Hasan Çavuş Kars’ta askerlik yaptığı dönemde bir kıza âşık olmuş, ancak köyünde evli olduğu için âşık olduğu kızı orada bırakmıştır. Aşağıda âşık olduğu kıza yazdığı bir türküyü sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu türkü önce Çamşıh Ozanlarımızdan Ali Rıza Yalçın tarafından bestelenmiş, 45 lik plak yapılmıştır; daha sonraları başta İbrahim Tatlıses ve diğer sanatçılar tarafından da değiştirilerek “Sarışınsın sarısın güzel “ adı altında söylenmiştir. Türkü mani tipinde yazılmıştır. Hasan Çavuş’un saz çalıp türkü söylediği söylenir. Çok şiiri olmasına rağmen korunmadığı için başkada eserine rastlanmamıştır.
NE İNCECİK BOYUN VAR

Ne incecik boyun var lelem

Fındık çıbığı gibi lelem

Eğil eğil öpeyim lelem

Öyle duruşun gibi lelem


Dışa çıkma üşürsün lele

Güzellikte menşursun lele

Çokta çirkin huyun var leley

Yadınan konuşursun lelem


Bulgur ettim hediği lele

Oldum yârin dediği lele

Bana şahit olasın leley

Çamşıh’ının gediği lelem


Sarışınsın sarısın leley

Selvi kavak dalısın ölüm

Sana çirkin demişler leley

Çamşıh’ının gülüsün lelem


Eylül sayısına yukarıdaki yazıyı hazırlarken köyde Hasan Çavuş’un Kardeşinin oğlu Aligülü Karakuş ile oturduk uzunca bir süre amcasını konuştuk. Birinci elden aldığım bilgileri diğer bilgilerle birleştirip buraya yazdım, ancak çok şiiri ve türkü sözü olmasına rağmen sahip çıkılamamış kaybolmuş onlarca esere üzüldüm. Genelde ozanlarımızın çoğunda bu ihmal gözükmektedir. Ya şiirleri kaybolup gitmiş ya da başkaları türkü sözlerini kendi yazmış gibi alarak seslendirmiştir. Bu durumda türkü sözü yazan ozanların eserlerini noter’e tasdik ettirmeleri gerekir. MESAM veya MSG diye adlandırılan kuruma kaydettirmeleri gerekir ki alıntı olduğunda eser sahibi eserine telif hakkı alabilsin.

Yazımı bitirip Gazeteme mail ile gönderdim. Sn.Yahya Bayar ile bu konuda uzun bir telefon konuşması yaptık. Yukarıdaki türkü Çamşıh’ta herkes tarafından bilinen söylenen sevilen bir türkü olduğundan bir kelime hatası bile türkünün ruhuna uymamaktadır. Dostum beni bu konuda ikaz etti ve bir kelimeyi düzelttik. Ancak beni şaşırtan ve sevindiren bir mail aldım gazetemden, maili açtım çok sesli bir müzik girişi ve hemen bizim Hasan Çavuş’un türkü müziği ve Şivan Perver Kürtçe olarak sarışınsın sarısın lele diyor. Şaşırdım defalarca dinledim sadece bir dörtlük okumuş ama çok sesli estrumanlarla bir harika olmuş. Müzik evrenseldir güzel yapıtlar her zeminde ilgi görmüştür, rahmetle andığımız Çamşıh’lı Hasan Çavuş’un bu türküsünü Kürtçe de dinlemek bana haz verdi sevindim.

Kaynak; Hasan Çavuş’un yeğeni Aligülü Karakuş, İlyas Toprak ve Çamşıh Ozanları Kitabı.


Divriği Gazetesi
AliHaydar Yalçın
OZANLARIMIZ KÖŞESİ
2008 Aralık sayısı


Merhaba sevgili dostlar.

Yaz aylarının sıcaklığını geride bırakarak kış aylarını yaşamaya başladık. Soğukların ve yağışların başlamasıyla evimizde daha çok zaman geçirmeye başlamamız hem kitap okumamız hem de belgeseller izlememiz açısından verimli olmaktadır. Önümüzdeki ayların hem siyasi açıdan hem sosyal açıdan hareketli geçeceğini görüyoruz. Kış aylarında köy derneklerimizin geceleri olduğundan daha çok ozan ve türkü dinleme olanağı bulmak beni sevindiriyor. Bu sayede siz değerli dostlarımızı da görüyor hasret gideriyoruz. Birlik beraberliğimizin devamını sağlayan köy derneklerimiz gecelerinde yöresel sanatçılara ve ozanlara yer verirlerse hem onların tanıtımında hem de tecrübe edinmelerinde büyük katkıları olacaktır. Bu katkılar dolaysıyla kültürümüze yapılan katkılardır. Ozan ve Şairlerimizi sizlere tanıtmaya devam ediyor, saygılar sunuyorum.

Şair Mim Ali


1939 yılında Çamşıh’ının Başören köyünde doğmuştur. Asıl adı Mehmet Ali Taşdan’dır. Babası Veysel, Annesi Bahar Hanım’dır. Ailesi Hasan Hocagil olarak bilinmektedir. Çocukluğu köyünde geçmiştir. İlkokul 3. sınıfa kadar Başören köyü ilkokulunda, 4. ve 5. sınıfı da Çamoağa köyü ilkokulunda okumuştur. İlkokuldan sonra Pamukpınar İlk Öğretmen Okulunda gitmiş, ancak köy hasretine fazla dayanamayıp köyüne dönmüştür.

1958 yılında evlenmiştir. Beş çocuğu vardır. Evlilik sonrası 1971 yılına kadar İstanbul’da kalmış, oradan Ankara’ya göçmüştür. Karayolları Genel Müdürlüğünden emekli olup, Ankara Sincan da oturmaktadır.

Şiirlerinde Mim Ali mahlasını kullanmıştır. Kafiye ve ölçülerde başarı sağlamakla beraber, şiirin ayağında aynı başarıyı gösterememiştir. Şiirlerinde sadelik ve akıcı bir üslup vardır. Yazdığı çok sayıda şiiri olan Şair Mim Ali’nin bir şiirini sizlerle paylaşmak istiyorum.

BENZER

Dünyada eşi yok bir güzel gördüm

Yaratmış yaradan ceylana benzer

Kalem kaşları var, ela gözleri

Yaratmış yaradan, turnaya benzer


Sorayım aslını acep nereli

Uyku yoktur o güzeli göreli

Yatak diken olmuş sinem yaralı

Tatlı gülüşleri kekliğe benzer


Gül sana yakışır tatlı gülüşler

O kibar parmaklar işleme işler

Kaymak dudakları o inci dişler

Sıralamış Mevla’m inciye benzer


Kara kaş altında o ela gözler

Bakarım yüzüne ciğerim sızlar

Şirin dilindeki o tatlı sözler

Mest eyledi beni badeye benzer


Yanakları elma kaşları çatma

Bir söz söyleyeyim yabana atma

Yazıktır sana da yalınız yatma

Solar gül benizin gazele benzer


Değmesin nazarım güzelsin gelin

Pamuğa benziyor yumuşak elin

Söylesin dinleyem o şirin dilin

Yazar Mim Ali’yi kaleme benzer


Kaynak: Çamşıh Ozanları Dr. Doğan Kaya
Çamşıh Hüseyin Abdal Derneği Yayınları


Divriği Gazetesi
AliHaydar Yalçın
OZANLARIMIZ KÖŞESİ
2009 OCAK SAYISI

ŞAİR HÜSEYİN HİLMİ EHLİSOYDAN


 

Çamşıh’ının Çakırağa köyünde Süleyman ve Sultan Akbulut'un iki oğlundan biri olarak 1927 yılında dünyaya geldi. Çamşıh’ta paşa olarak tanınan Hüseyin Hilmi askerlik sonrası Sivas özel idarede memur olarak çalıştı. Daha sonra Sivas’ta Neriman Hanım ile evlendi. üç oğlu iki kız çocuğu oldu. Soyadı Akbulut olan şair değiştirerek Ehlisoydan soyadını almıştır.

Memurluk hayatı devam ederken Muş'a tayin edildi. Bu arada devlet hastanesinde iaşe müdürlüğü yaptı. Bir dönem Adıyaman Cezaevi Müdürlüğüde yaptı. Kardeşi Hacı İbrahim Akbulut çalıştığı Avustralya Sydney'e davet etti. İşini bırakıp ailesini alarak Sydney'e giden Hüseyin Hilmi Ehlisoydan orada uzun yıllar çalıştı.

Çamşıh ve insanını çok sever devamlı şiir yazardı.1960 yılında Çamşeyh Çeşmesi adında bir şiir kitabı yayınlandı. Bu kitapta 45 şiiri olup, şiirlerinde 37’si 11 hecelidir. Şiir tekniği pek sağlam olmamasına rağmen yazmaya devam etmiştir. Şiirlerinde Ehlisoydan Mahlasını kullanmış olup pek çok konuyu işlemekle beraber sosyal ve mistik konulara daha ağırlık vermiştir.

Ailesi ile yaşadığı Sydney‘de 1986 yılında hayata gözlerini yummuş mezarı sydney’dedir. Çocukları hala orada yaşamaktadır. Şair Hüseyin Hilmi Ehlisoydan’ın yazdığı iki şiirini sizlerle paylaşıyor, kaybettiğimiz tüm ozan ve şairleri saygıyla anıyorum.

 

ÇAMŞEYH ÇEŞMESİ

Çamşıh’ı köyleri nasıl deseniz

Sıralı Döldürler dağları ala

Kısmet olup gitsen sen onu görsen

Özdür erazisi toprağı ala.

 

Söğüdü, kavağı yeşillik çoktur

Emsaline benzer bir daha yoktur

Kavga dövüş olur kin tutan yoktur

Münevver asilden cedleri ala

 

İnsanı konuşkan sohbet açarlar

Para tutan azdır sanki saçarlar

Sarhoşu fazladır içki içerler

İçkiler içinde rakısı ala

 

Evleri süslüdür değer Paris'i

Konuşurlar Arapçalı Farisi

Güzeline benzer yoktur doğrusu

Güzeller içinde güzeli ala.

 

Her tarla boyunca çeşmeler akar

Çayırlık çimenlik mis gibi kokar

O zatlar Mihmana çok iyi bakar

Muhabbet şakası gayetten ala

 

Ehlisoydan da yurduna söyler

Sözünde yalan yok efendi beyler

Divrik kazasının bu güzel köyler

Kazalar içinde kazamız ala.

 

MÜMİN ELİNDE

Yolum bugün bir mümine uğradı

Gönlüm şad olmuştur mümin elinde

Bizi güzel dilleriyle eyledi

Günlüm şad olmuştur güzel dilinde

 

Dost dosta erinmez koşarak gelir

Arayan dünyadan her şeyi bulur

Mehmanlar başımda âşık saz çalır

Gönlüm şad olmuştur mehman elinde

 

Mümin olan kin taşımaz içinde

Ecirin çekerler erli geçince

Müminliği bulmak tat'ı gecimde

Gönlüm şad olmuştur geçim elinde

 

Şükür ki sizleri görüyor gözüm

Yüreğimde vardır bir ince sızım

Ehlibeyt yoluna bağlıdır özüm

Ehlibeyt yolunda şad oldu gönlüm

 

Ehlisoydan'ım bir yurda kondum

Müminleri gördüm yıykandım yundum

Cemaatte ne güzel muhabbet buldum

Muhabbet bulalı şad oldu gönlüm

 

Kaynak. Hüseyin Abdal Derneği Yayınları

Çamşıh Ozanları 1 ve 2 kitabı

 

 

 
Divriği Gazetesi
AliHaydar Yalçın
OZANLARIMIZ KÖŞESİ
ŞUBAT 2009 SAYISI

Halk ozanları son yüzyılda anılmaya başlanmıştır. Radyolarda, Televizyonlarda, Gazetelerde zaman zaman adını duymadığımız ozanlarımızın da tanıtımına şahit oluyoruz. Kültürümüzü bu günlere sazla sözle deyişlerle türkülerle taşıyan ozanlarımız halkın dili kulağı gözü olmuştur. Son yüz yılın içinde yetişen ozanlarımıza verilen değer gün be gün artmaktadır. Bu değerli insanların unutulmaması önem verilmesi beni çok mutlu etmektedir.

Bir de eserleri tespit edilemeyen yitirdiğimiz ozanlarımızda vardır ki bu sayımızda onlardan bahsetmek sizlere tanıtmak istiyorum.


HÜSEYİN AĞA


Çamşıhı’nın Şahin köyündendir. Hüseyin Abdal’ın altıncı göbekten torunu, Hüseyin Gazi Metin’in dedesidir. Kesin olmamakla beraber 1884’te doğduğu, yirmi yaşında iken vefat ettiği söylenir. Fatma hanımla evlenmiş bu evliliğinden Musa Mahmut isminde bir çocuğu olmuştur. Genç yaşında kendisi ölünce oğlu yetim kalmıştır. Köyde bir kavga yüzünden korkmuş kekeme kalmıştır. Konuşurken kekelemekle beraber türkü söylediğinde kekelemeliğinden eser kalmadığı söylenir. Çamşıh havalarını çok iyi icra ettiği ve sazı perdesiz çaldığı anlatılır.

Eskiden ozanlar köyleri gezer halkı eğlendirirlermiş. Günün birinde Güneş köyünde Âşıklar toplanmış Ozanlar arasında güzel saz çalma yarışması yapacaklarmış. Hüseyin ağa’yı da davet etmişler. Ozanlar sıra ile saz çalmışlar, sıra Hüseyin ağa’ya gelmiş. Kendi saz çalışını ispatlamak için sazın bütün perdelerini kesmiş. Sonra orada bulunan ozanlara alın bu sazı çalın demiş. Ozanlar denemiş ama çalamamışlar. Kendisi ozanların huzurunda perdesiz sazı alıp çalmış e ozanların takdirini sevgisini kazanmış.

Çamşıhlı Ali Ağa’dan ders alan Âşık Veysel de sazını aynı tarzda çaldığı olmuştur. Onun da ölümüyle Çamşıhı tarzında saz çalan ozanın kalmadığını söylememiz mümkündür. Kısmen Âşık Ali Metin de aynı tarza devam etmiştir ancak o da vefat etmiştir.

Yörede hala adından söz ettiren Hüseyin Ağa’nın şiirleri ne acı ki tespit edilemediğinden kaybolmuştur. Nesilden nesile anlatılan şiirlerde hafızadan silinmiştir.

MAHMUT ÇAMLICA


Aziz ağa köyünden Celal Dedenin oğludur.1920 yıllarında dünyaya gelmiş 1945 yılında vefat etmiştir. Mahmut Çamlıca’nın içkiye düşkün olduğu söylenir. Trajik bir ölüm hikâyesi vardır.

Şiddetli bir kış gününde Gaygısı köyünden Aziz ağa köyüne gitmek üzere yola çıkarken Gaygısı köyündeki akrabalarının ısrarına rağmen onları dinlemez alkollüdür ve gençtir. Yola çıkar evinin yakınına kadar gelir. Pınarın başında kalan rakısını da bitirir ve orada sızıp kalır. Kimse onun varlığını fark etmez ve Mahmut Çalıca oracıkta donup ölmüştür.

Kendisinin mükemmel keman çaldığı ve türkü sözü yazıp söylediği anlatılır, ancak şiirleri tespit edilememiştir

ESİK ŞAHİN

1870’li yıllarda Ölçekli köyünün mezrası Eyüpağa (İbağa köyü) de doğmuştur.1940’lı yıllarda ölmüştür. Âşık Rehberi’nin annesinin dedesidir. Hayatının tamamı köyünde geçmiştir. Hayatı hakkında fazla bilgimiz olmamakla beraber yaşadığı zamanlarda dedelikde yapmıştır. Dedelik yaptığından dolayı saz çalıp türkü söylemiştir. Şiirleri maalesef elimize ulaşmamıştır.

İREBİK

1920 yılında Şahin köyünde doğmuştur. Asıl ismi Rabia Ardıç’tır. Sadık ve Zeynep Polat’ın kızı olup köylüsü Abidin Ardıç ile evlenmiştir. Bu evlilikten dokuz çocuğu olmuştur.1979 yılında vefat etmiştir.

İrticalı olup Tamey Akçe, Kiraz Akçe ve Fitoz Demir’le karşılıklı şiirler maniler söylemiştir.

Yörede cenaze olduğunda ağıt söylemek için devamlı çağrılmıştır. Ancak şiirleri derlenemediği için kaybolmuştur.



MUHAMMET DEDE


Başören köyünün Aziz ağa mezrasındandır. Esas adı Muhammet İşimer’dir. Yaklaşık 1900’lü yılların başında doğduğu sanılmaktadır. Şahin köyünden Tamey ana ile evlenmiş bu evlilikten 3 erkek 4 kızı olmuştur.

Küçük yaşta saz ve keman çalmayı öğrenmiştir. Daha çocuk yaşta dedelik için Malatya’nın köy ve ilçelerine gitmiş uzun yıllar dedelik yapmıştır.

Yaşadığı dönemin en iyi saz çalıp türkü söyleyen ozanlarındandır. Çevresinde sayılan ve sevilen bir insandır. Çocuklarını yetiştirmek için İstanbul’a taşınmış Çağlayan’da yaptığı gecekonduda yaşamıştır. Kendisine maddi faydası olmadığında saz ve keman çalmayı bırakmıştır.

Muhammet dede 1996 yılında İstanbul Avcılarda hakk’a yürümüştür. Mezarı İstanbul Karaca Ahmet mezarlığındadır. Şiirleri maalesef tespit edilememiştir.

TAMEY ANA


1924 yılında Şahin köyünde doğmuş. 1993 yılında vefat etmiştir. İsmi Tamam Metin’dir. Mahmut Erdal’ın ablasıdır. Oldukça iyi şiirleri olduğu söylenir. Mahmut Erdal askerde iken karşılıklı şiirli mektuplar yazmışlardır. Köyünde veya Çamşıh’ta olan bir olay veya bir durumda anında ağıt veya şiirler söyleyebilirmiş.

Oğlu Ali Taş Metin otuzdan fazla şiirini bir defterde toplamış ancak Ali Taş Metin’in ani ölümüyle şiirlerin yazılı olduğu defterde kaybolmuştur.

Görüldüğü gibi şiir yazabilen saz çalabilen yıllarca halkın arasında olan ozanlar yazdıkları şiirleri korunmadığı için ya da değer verilmediği için unutulmuşlardır. Burada tamamını yazmadığım ozanlarımızdan CEMAL AĞA (Çakırağa köyü) ÇAKKIR (Dişbudak köyü) HACI ŞAHİN (ibaağa köyü) İLYAS DOĞAN (Gözecik Köyü) İMBABO (Dişbudak köyü) MAMO DEDE (Şahin köyü) gibi daha onlarca halk ozanı vardır.

Buradan kültürümüze katkı koyan yitirdiğimiz tüm ozanlarımızı sevgi ve saygıyla anıyorum.alihaydaryalçın

Kaynak. Hüseyin Abdal Derneği Yayınları Çamşıh Ozanları kitabı

Son Güncelleme: Pazar, 13 Mart 2011 15:35
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile