Çamşıh Ozanları

aliertekin mehmetalikarababa alirizayalcin fezullahcinar mahmuterdal
ali metin
aliertekin mehmetalikarababa alirizayalcin fezullahcinar mahmuterdal
YİTİRDİĞİMİZ ÜNLÜ OZAN VE ŞAİRLERİMİZ TOPLU HALDE PDF Yazdır e-Posta
Ali Haydar Yalçın tarafından yazıldı.   
Perşembe, 02 Şubat 2012 15:18


Derleyen: Ali Haydar Yalçın

 

OZAN FEYZULLAH ÇINAR


Çamşıhına vardım haraba olmuş
Sordum şu çamşıhının yiğidi n'olmuş
Hiç güzel kalmamış Divriğye dolmuş
Zannedersin Divriğ Ankara olmuş

Dilerim sevdiğim Allahtan bulasın
Ellerinden gözlerinden olasın
Duvarlar dibinde melul kalasın
Ellerinden tutup gezdirenin ben olam


Topluma ışık tutan gerçek ozanların başında gelen Ünlü ozanımız Feyzullah ÇINAR yüz yılın yetiştirdiği en büyük ozanlardan biridir. Hep onun türkülerini dinledik yıllarca,dinlerken hüzünlendik ağladık, mert ve dik duruşu hayallerimizi süsledi süslemeye de devam ediyor….
1937 yılında Çamşıhı’nın Çamoağa “Gürpınar” köyünde doğdu ozanımız. Bağlama çalmayı ve deyişleri cem törenlerinde dedelerinden öğrendi. Yöresinde çok sevilen âşıkların türkülerini ve usta malı deyişleri de çocukluğunda öğrendi. 1950’de Ankara’ya geldi. 1966’daAlevi deyişleri o yıllarda fazla ortaya çıkmasa da, bir plak şirketi buldu ve o dönemin ağır deyişlerinden Fazilet’i okudu. Fazilet deyişi, yıllar sonra bile birçok halk müziği sanatçısının albümünde yer aldı. Plak çok satış yaptı.

1968’de Spor ve Sergi Sarayında düzenlenen Hacı Bektaş-ı Veli’yi anma gecesine Ruhi Su, Aşık Daimi, Haydar Ağbaba, Ali Ekber Çiçek, Davut Sulari, Mahmut Erdal gibi ozanlarla birlikte katıldı. Geceyi izlemeye gelen Paris Üniversitesi’nden Türkolog Prof. Irène Mélikoff, onca ozan arasından en çok Feyzullah Çınar’dan etkilendi. Feyzullah Çınar’la görüşmek istedi ve onu Fransa’ya davet etti. Melikoff, tüm masraflarını karşılayarak Çınar ile birlikte Paris, Bern, Basel, Berlin, Bonn gibi çeşitli Avrupa şehirlerinde konferanslar, radyo ve televizyon programları ile konserlere katıldı. 1971’de Strasbourg’da, »Chants Sacré d’Anotolie, Par Ashik Feyzullah Tchinar« adlı uzunçaları yayınlandı. Albüm, bugüne kadar çok fazla satış yaptı. Daha sonra Türkiye’ye döndü. Ağır deyişlerinden dolayı dört kez tutuklandı.
Ankara yıllarında pek çok sanatçıyla tanışmış, özellikle ressam, gazeteci Fikret Otyam’la, yıllar boyu sürecek sıkı bir dostluk kurmuştu. Fikret Otyam ozanı şöyle anlatıyor. Orada bir adam daha vardı öyle bıyıklı, çok güzel bir adam... Adam saza bir vurdu, fıttıracağım... Ayrılırken bir ara dedim ki, »Sen kimsin kardeşim?«, »Ben Feyzullah Çınar’ım« dedi. »Ne iş görürsün sen« dedim »İtfaiyedeyim ben« dedi. Cebimden kartımı çıkardım, »Bir ara bana geliver« dedim. Bir gün geldi ve ölene dek bir dostluk kuruldu. Onunla kaydettiğim bantlar altmış saati buluyor.«...
Ünlü Ozanımız 24.Ekim. 1983 yılında Ankara Kurtuluş Parkı’nda bir bankın üstünde kalp krizi geçirerek hayata gözlerini yumdu. Büyük Ozan Feyzullah Çınar hayata gözlerini yumdu ama bu güne kadar hep gönüllerimizde yaşadı.
Hep deriz ya ozanlar halkın gözü kulağı halkın temsilcisidir diye. Büyük ozanımızda bu anlamda hep gözümüz kulağımız  oldu olmaya da devam ediyor. Alevi toplumuna mal olmuş, bizlere önder olmuş dünyaya ilk açılan ozan olma sıfatını almış ender rastlanan bir ozanımızdır. Yüzlerce esere imzasını atmış ünlü ozanımız bence yüz yıllar geçse anılacak ve sevilecektir. Sevgili ozanımız sen rahat uyu Çamşıh ve Çamşıhlılar  seni unutmayacağı gibi yurt dışına taşmış ününle sevenlerinde seni hep anacak unutmayacaktır. Değerli ozanımız için daha geniş bilgi ve eserlerini www.feyzullahcinar.com sitesinde bulabilirsiniz.
Not. Ozanımız için onlarca biyografi yazıldığından kaynak olarak kısmen Çamşıh Ozanları kitabından ve internet sitelerinden yararlanılmıştır. Ozanımızla ilgili yazılarım Divriği Gazetesinde ve Yeni Divriği İnternet Gazetesinde yayımlandığı gibi Su Tv ekranlarından da tarafımdan program yapılarak anlatılmış ve anılmıştır.
Ozan Feyzullah Çınar’ın söylediği türkülerden örnekler:


NE MÜMKÜN


Ne mümkün esmerim seni unutmak,
Gözyaşım sel oldu haberin varmı,
Ne yemek ne içmek ne de uyumak,
İçim figan oldu haberin varmı.

Gel seninle karşı dağları aşalım,
Dost içinde kaynayalım coşalım,
Ekmeğini yedim helalleşelim,
Kalbim sana kırık haberin varmı.

Ne dedim de sözünde laf ettin,
Yaktın ciğerimi beni köz ettin,
Gittin geldin üzerimi düz ettin,
Mezarım yol oldu haberin varmı.


HUDEY HUDEY

Siyah saçlarında hatem yüzlerin
Garip bülbül gibi zareyler beni
Hilal ebruların ahu gözlerin
Tığı sevda ile canım yaralar beni
Bağlantı
Hudey hudey hudey yaralar beni
Diley diley diley yaralar beni
Kaşların Bismillah yüzün Beytullah
Seni öz nurundan yaratmış Allah
Sevmişem ben seni terketmem Billâh
Aşkın hançeriyle canım vuralar beni

Bağlantı
Dost cemalin gördüm ah-u-zar oldum
Aşkına düşeli sevda kar oldum
Kalmadı mecalim bi karar oldum
Meğer tabutlara canım saralar beni

Bağlantı

Sıtkıyam Billahi terkin etmezem
Gayri güzellere meyil vermezem
Govsalar dövseler burdan getmezem
Meğer ferman gele canım süreler beni

Bağlantı
YA HIZIR SEMAHI


Karınca yükünü fil çekmez oldu
Azdı zaman azdı ne çağlar oldu
Ya Hızır ya Hızır ne çağlar oldu
Talip gelmez oldu Pir nefesine


Elin alıp gitmez oldu yasına
Dağlar sindi tepeler gölgesine
Büyüdü tepeler ne dağlar oldu
Ya Hızır ya Hızır ne çağlar oldu

Nesimi yüzüldü Mansur asıldı
Ali düldüle bindi küffar basıldı
Nice uluslar haktan kesildi
Aktı kör pınarlar ne çaylar oldu
Ya Hızır ya Hızır ne çağlar oldu

Gönül turnam uçtu gitti gölünden
Bülbül vazgeçer mi gonca gülünden
Abdal Pir Sultan'ım çarkın elinden
Dideler yaş döktü kan ağlar oldu
Ya Hızır ya Hızır ne çağlar oldu

DOLANI DOLANI
Dolanı dolanı gelir
Ölüm yavaşça yavaşça
Kalem alıp yaz derdimi
Gülüm yavaşça yavaşça


Sığınmıyor bir dem narım
Sevda oldu öz diyarım
Güz dedi geçti baharım
Selim yavaşça yavaşça


Sevdiğim bu yana bakmaz
Kaş eğip kipriğin yıkmaz
Kırıldı kanadım kalkmaz
Kolum yavaşça yavaşça


Garip gönlüm durmaz oldu
Gözüm ırak görmez oldu
İşe güce varmaz oldu
Elim yavaşça yavaşça


Bu dünyaya güvenilmez
Ölmeyince kan kesilmez
Mesleki'm artar eksilmez
Zulüm yavaşça yavaşça


MEYHANECİ
Doldur meyhaneci bir daha doldur
Beş lira borç aldım paralıyım ben
Dolusunu getir boşunu kaldır
Bu gün sabahçıyım buralıyım ben


Âlem zevkten içer bende kederden
Bir yaşında öksüz kaldım pederden
Yardan ayrılmakta varmış kaderden
Ne kadar talihi karalıyım ben


İçip içip sarhoş olmak istiyom
Sızıp bir köşede kalmak istiyom
Yaşamayı deyil ölmek istiyom
Bir dilber elinden yaralıyım ben


Amman meyhaneci doldur ver bana
Bugün içeceğim ben kana kana
İsmim Kaçırandır söyleyim sana
Bütün sarhoşların kıralıyım ben


Not. Ozanımız Feyzullah Çınar sözlerini kendi yazdıklarının dışında derlediği ve bestelediği yüzlerce esere de imza atmıştır.

 

ÂŞIK ALİ METİN

İnsani vazifem arzum emelim

İnsanlığa hizmet etsem ne mutlu
Rahmet suyuyla toprak temelim
İnsanlığa hizmet etsem ne mutlu

Gel METİNİ hakir görme insanı
Yalanla gerçeği nefsinden tanı
Kötüye kullanma sakın vicdanı
İnsanlığa hizmet etsem ne mutlu

1930 yılında Çamşıh Şahin köyünde doğmuştur. İlkokulu bitirdiği yıl duvarda asılı duran dedesinin sazı ile kendiliğinden ilgilenmeye başlar. Dedesi Ali Ağa’ nın sazıdır bu. Ali ağa genç yaşta henüz 33 yaşındayken vefat etmiştir. Dedesinin sazıyla öğrenir ilkin sazı, bunu gören babası çok sevinir. Bir koyun karşılığında Çamoağa’ nın köyünde Veli Usta’ dan ona yeni bir saz alır. Bu saz Ali Metin’ in yaşamındaki en büyük mutluluklardan olmuştur.
Dönemindeki âşıklar ve sanatçılarla çok içten ve düzeyli dostluklar kurmuştur. Onların sohbetleri ve söyleşileri dinleyene her zaman büyük hazlar vermiştir. Âşık Daimi, Âşık Veysel, Feyzullah Çınar, Ali Ekber Çiçek, Âşık Mahsuni, Ali Rıza Yalçın, Mahmut Erdal bazılarıdır. Kaybettiği dostlarının acısı deyişlerinde yer almıştır.
Âşık Ali Metin 20 adet 45’lik plak, 30 adet kaset yapmıştır. 300 e yakın deyişi bulunmaktadır. Deyişleri birçok sanatçı tarafından da söylenmiştir.
Âşık Ali Metin  4 Kasım 2005 tarihinde aramızdan ayrıldı. Vasiyeti köyüne dedesinin yanına gömülmekti. Ailesi bu isteğini yerine getirdi ve onu çok sevdiği Çamşıh Şahin köyündeki daimi istirahatgahında toprağa verdi. Yaşamını onca zorluklarla geçiren Âşık Ali Metin inandığı gibi yaşamanın doygunluğu ve huzuru içinde yatıyor, şimdi Sivas ellerinde sazı çalınıyor birçok büyük ozan gibi…
Sevgili Ozanımız, sen Çamşıh’da doğdun atalarından aldığın feyizle âşıklık geleneğini yaşatmak için yola çıktın, Çamşıh ağzı türküleri deyişleri aktardın bizlere, yurdun her köşesinde Alevi cemleri yaparak Alevi inancını yaşattın, katkı koydun yaşama...
Sen her yerde vardın, Çamşıh kültürünü yaymada öncülerimizdendin, fedakârlıklar yaptın, araştırmalar yaptın yorulmadın, kitaplar yazdın yüzlerce eser ve şiirlerini bu kültüre bıraktın. Seni ve senin gibi değerli ozanlarımızı unutmadık unutturmayacağız. Seni her zaman saygı ve sevgi ile anacağız. Ozanımız ile ilgili yazılarım Divriği Gazetesinde ve Yeni Divriği İnternet Gazetesinde yayımlandığı gibi Su Tv ekranlarından da tarafımdan anma günü yapılarak tanıtılmıştır.
Not.Ozanımız ile ilgili daha geniş bilgi için www.camsih.com  sitesinden yararlanabilirsiniz.Kaynak olarak kısmen Çamşıh Ozanları kitabından yararlanılmıştır.
Âşık Ali Metinin Çamşıh türkülerinden bazı örnekler:


AK MELEĞİM

Ak meleğim göç eylemiş yurdumdan
Havalanmış minnet etsem iner mi?
Can çıkmazsa unutulmaz bu tenden
Alev almış ateş dahi söner mi?

Bozulmuş bağları gülü fidanı
Kesilmiş akmıyor abu revanı
Ara ki bulasın geçen zamanı
Aşan bir gün dahi geri döner mi?

Dertli olanlara elbet zar gelir
Geniş dünya tek başına dar gelir
Ellere bahar bana kar gelir
Ben yanarım eller beni kınar mı?

METİNİYEM daha giymem alları
Viran olsun Çamşıhı’nın elleri
Sele verem dağı, taşı, çölleri
Aklı olan bu dünyaya kanar mı?

ÇAMŞIH ELLERİ
Arzuladım seni çamşıh elleri
Köyler harap olmuş yola bak yola
Boz bulanık akıyordu selleri
Kurumuş çeşmeler çöle bak çöle

Alay alay düğünlerin olurdu
Odaların misafirle dolardı
O şenlikler kalsa sana kalırdı
Hazin hazin esen yele bak yele

Şahin, Çakırağa, Ağın gölveren
Çamağa, Dışbudak, ille Başören
Yıllardır hasretim yokmu bir gören
Melul mahsun kalan ele bak ele

Metini durmadan gözlerim ağlar
Dumanlı dumanlı döldür’ün dağlar
Dökülmüş yapraklar bozulmuş bağlar
Bülbül boyun eğmiş güle bak güle.

HABERİN VAR MI?

Gaflet uykusuna yatıp uyuyanlar
Sonun ne olacak haberin var mı?
Malıyla mülküyle gurur duyanlar
Kimlere kalacak haberin var mı?

Kendini tanımaz binde bir kişi
Nefs atına binmiş hiledir işi
Kalbi mühürlenmiş görmez güneşi
Nizam kurulacak haberin var mı?

Tutan var mı yetimlerin elinden
Ne nimetler geçer senin dilinden
Yaratıcı razımıdır halinden
Bir gün sorulacak haberin var mı?

Metini baharda yeşerir yaprak
Coşar derelerde sel olur ırmak
Nasip olacak mı bir avuç toprak
Ceset kurtlanacak haberin var mı?


SAZ BELLİ BELLİ (TAŞLAMA)


Mızrap vurup her eline saz alan
Üstadı yerinde saz belli belli
Derleme toplama kelime bulan
Gerçek âşık olmaz söz belli belli

Konuş ki sözünden ilham alsınlar
Sükût ol ki seni arif sansınlar
Ehli kâmil ol ki seni saysınlar
Silinmez bir eser yaz belli belli

Metiniyem benden sorarlar beni
Gurur mağrur etme kendini
Ne idim ne oldum sanma sen seni
İnsanlık yönünde gez belli belli    

ÂŞIKLAR FERMAN DİNLEMEZ

Âşıklar ferman dinlemez
Maşuğunu bulmayınca
Çile bitmez dert tükenmez
İki kalp bir olmayınca

Tabip yokmu aşka çare
Aşkın yarasını sara
Yar diyemem kalleş yara
Canı cana katmayınca

Bülbül anlar gül halinde
Öter selvinin dalında
Kerem gibi yar yolunda
Bir ah çekip yanmayınca

Metini okur heceler
Açmaz dikensiz goncalar
Bitmez karanlık geceler
Dost muhabbet etmeyince

MAHMUT ERDAL


Hayelin Karşımda her an her zaman
Silmedin gönlümden karelerini
Eğer senden bana fayda yok ise
Arayım derdimin çarelerini

Mahmut Erdal destan oldum dillerde
Haber bekledim esen yellerde
Kulağım haberde gözüm yollarda
Uzattın hasretlik aralarını

Ozan Mahmut Erdal 1938 de Çamşıh Şahin köyünde doğmuştur. Mustafa ve İsmihan'ın oğludur.
İlkokulda iken saza heves etmiş olan Mahmut Erdal ilk sazı, Sincanlı Ağa Dayı'nın yaptığı sazdır. Saz çalmada, Battal Karababa, Ali Metin ve İsmail Ağa'nın büyük yardımlarını görmüştür. 1955'te Ankara'ya gelip Muzaffer Sarısözen'le tanışmış ve onun yönettiği Yurttan Sesler programına katılma imkânı bulmuştur. Her hafta Şemsi Belli'nin "Adım Adım Anadolu" isimli programına katılmış; orada Çamşıh türküleri söylemiştir. Bu dönemde Âşık Veysel, Ali İzzet Özkan ve Âşık Hüseyin'le tanışmış, onların takdirlerini almıştır.
 1958'de Divriği Madenlerinde işe başlamış, burada iki yıl kadar çalışmıştır. 1963'te Ankara'ya taşınmış, Ankara'da plaklar doldurmuştur. 1965'ta Ankara Radyoevine girmiştir. Pek çok plak yapmıştır. Gerek Anadolu'da gerekse yurt dışında pek çok konser vermiştir.

Genellikle sosyal yaralar ve buna bağlı olarak öğüt niteliğinde şiirler yazmıştır. Şiirlerinde mahlas olarak adını ve soyadını birlikte kullanmıştır. Çamşıh yöresi ezgilerinin yayılmasında büyük oranda rolü olmuştur. Toplam olarak 52 adet 45'lik plak, on beşten fazla kaset çıkarmıştır. Okuduğu türküler içinde kendi parçalarının yanı sıra Şair Ali Ertekin'in şiirlerine ağırlık vermiştir. Halk müziği repertuarına pek çok türkü kazandırmıştır. Yine Dertli Dertli İniliyorsun (1995). Bir Ozanın Kaleminden (1999) adlarında iki kitabını yayımladı.
Mahmut Erdal, yıllarca bıkıp usanmadan Radyolarda Televizyonlarda programlar yaparak ozanlık geleneğini yaşattığı gibi,  Türkülerimizi, Deyişlerimizi, Destanlarımızı, Ağıtlarımızı icra eden  yaşlı ve genç ozan ve sanatçılarımızı da tanıtmada ön sırayı alan bir ozanımızdır. Son yıllarında rahatsızlanarak akciğer kanseri tedavisi görmüş ancak 07.06.2010 yılında hayatını kaybetmiştir. Cenazesi Çamşıh’ta doğduğu köy olan Şahin köyüne getirilerek toprağa verilmiştir.
Ozan Mahmut Erdalın  Çamşıh türkülerinden bazı örnekler:


BENİ
El ne bilir yar aşkına yandığım
Mecnun’a döndürüp del’eyler beni
Aşkın kemendini atar boynuma
Bağlar zülüfüne köl’eyler beni


Ateşten betermiş bu aşkın hali
Kurutur yaprağı soldurur dalı
Bağrım üryan olur Kerem misali
Yakar ateşlere kül eyler beni


Beklerim yolunu yağmurda karda
Hep günlerim geçer figanda zarda
Yaz bahar ayında azgın sularda
Çarpar taştan taşa sal eyler beni


Mahmut Erdal derdim dökem sazıma
Hangi birgün yanam kara yazıma
Her gelip geçtikçe basar yüzüme
Ayaklar altında çul eyler beni


DELİ GÖNÜL
Deli gönül hangi dala konarsın, ölem konarsın
Senin tutunacak dalın mı kaldı, kardaş dalın mı kaldı
Ahu feryad ile niçin yanarsın ,ölem yanarsın
Senin dert çekecek halın mı kaldı, gönül halın mı kaldı


Yerin yok yurdun yok nerde kalırsın, gönül nerde kalırsın
Her güzel yüzü dostun mu sanırsın, kardaş sanırsın
Bunca derdi sen üstüne alırsın, gönül alırsın
Senin dert çekecek halın mı kaldı, kardaş halın mı kaldı

Eller seni yalan ile uyutur, gönül uyutur
Eşini dostunu varıp unutur ,kardaş unutur
Gider bir bilmeze gülüm unutur, gönlüm unutur
Bülbüller ötecek bağım mı kaldı, gönlüm bağım mı kaldı

HAYALİN KARŞIMDA

Hayalin karşımda her an her zaman
Silmedin gönlümden karelerini
Eğer senden bana fayda yok ise
Arayım derdimin çarelerini


Hasretinle sinem dağlar gezerim
Karalar giyinip bağlar gezerim
Söyleyip derdimi ağlar gezerim
Sen açtın sinemin yarelerini


Gönül deryasında yekenim battı
Dalga vura vura karaya attı
Kirpiklerin oku tarumar etti
Virane gönlümün parelerini


Mahmut Erdal destan oldum dillerde
Haber bekledim esen yellerde
Kulağım haberde gözüm yollarda
Uzattın hasretlik aralarını

BEKLERİM SELÂMIN

Beklerim selâmın seher zamanı
Ilgıt ılgıt esen yel ile gönder
Engel olur ise dağlar dumanı
Mektupla geç kalır tel ile gönder


Aşk ateşi gül sinende coşarsa
Firkat gelir elâ gözler yaşarsa
Irmak kenarına yolun düşerse
Bırak boz bulanık sel ile gönder


Selviye benzersin dallar içinde
Herkes seni söyler diller içinde
Eğer dolaşırsan güller içinde
Kopar yaprağını dal ile gönder


Ateşlere yakma Mahmut Erdal'ı
Tükendi takatı kalmadı hali
Kulağım haberde gözletme yolu
Ağızdan ağıza dil ile gönder

DEĞİŞMİŞ
Arzuladım görem dedim sılayı
Toprağı değişmiş taşı değişmiş
Ne düğünü kalmış ne de halayı
Altınlı puşulu başı değişmiş


Türküleri vardı "Oy Gürcüm Gürc'üm"
Al yeşil giyinip düzülen bercin
Yufka ekmek ile yemlik dürmecin
Sofrası değişmiş aşı değişmiş


Hüzünlü bakışlar eğilmiş kaşlar
Yıkılmış konaklar dökülmüş taşlar
İklim etkilemiş bentler barajlar
Baharı değişmiş kışı değişmiş


Hani nerde senin yeşilin alın
Neden ırgalanmaz yaprağın dalın
Bağrında büyüyen Mahmut Erdal'ın
Hayali değişmiş düşü değişmiş


MEHMET ALİ AKARABABA


Yürü yalan dünya sana da kalmaz
 Ben murat almadım alanlar alsın
 Yuva yıkanların yuvası olmaz
 Bir yavruya muhtaç ettin sen beni

Ben ölürsem bana hoca gelmesin
Aptes alıp boşa namaz kılmasın
Karababa isem kefen sarmasın
At dağlara kuşlar yesin sen beni


Mehmet Ali Karababa 1934 yılında Şahin köyünde doğmuştur. Âşık Battal Karababa'nın ve Şakire'nin oğludur. Çocukluğu ve gençliği köyünde geçmiştir. Askerlik sonrası önce İstanbul'a gitmiş, orada Sanayi mahallesinde ikamet etmiş; saz kursu açmıştır. Daha sonra Ankara'ya taşınmıştır. Ancak sazdan ve türkü söylemekten bir türlü umduğunu bulamayınca, Divriği'ye dönmüş, Cürek maden işletmesinde işe girmiş uzun yıllar burada çalışmıştır. Cürek'te kendisine bir ev yapmış, uzun müddet burada kalmıştır. 1990'da emekli olduktan sonra Ankara'ya Nato Yolu semtine taşınmıştır. Âşık Ali Kızıltuğ ile bir saz evi açmış, sonra kıraathane işletmiştir.
Saza ve şiire yönelmesinde babası Battal Karababa'nın büyük oranda etkisi olmuştur. Şiirlerinde genelde gurbet, sıla hasretlik gibi konuları işlemiştir. Sesi oldukça gür olup çok iyi bağlama ustasıdır. Yılmaz Güney'in "Hudutların Kanunu" adlı filmin fon müziği Mehmet Ali Karababa'ya aittir. Geçimini sazdan, âşıklıktan sağlamıştır. Sayısız konserlere katılmış, İstanbul ve Ankara'da açtığı iş yerinde saz dersleri vermiştir. 1964'te TRT radyosunda mahalli sanatçı olarak programlar yapmıştır. On kadar plak ve dört kaset doldurmuştur.
2 Temmuz 1993'te kızı Gülsüm'ü Sivas Madımak olaylarında kaybetmesi üzerine kalp krizi geçirmiştir. 1995'te de Almanya'da konser verdiği sırada, ikinci defa kalp krizi geçirmiş yurda dönmüştür. Aynı yıl yine evine geldiği sırada yolda bir kriz daha geçirmiş ve Hakkın Rahmetine kavuşmuştur. Ankara Karşıyaka Mezarlığında toprağa verilmiştir.
Ozan Mehmet Ali Karababa’nın yazıp bestelediği türkülerden örnekler:


DOLU VERDİ İÇMEDİM

Bir dost bana dolu verdi içmedim
İçmedim de pişman oldum sevdiğim
Lokma verdi lokmasını yemedim
Yemedim de, pişman oldum sevdiğim

Niye küstü bilemedim halini
Çok gözledim beklemiştim yolunu
Öpem dedim ayağını elini
Öpmedim de, pişman oldum sevdiğim

Hata benim, kusur benim bilmedim
Bülbül gibi dost bağına girmedim
Gonca gül verdi de alıp dermedim
Dermedim de, pişman oldum sevdiğim

Karababa ben bu derde yanarım
Ah çektikçe gece gündüz ağlarım
Hatasını bilenlere sorarım
Sormadım da, pişman oldum sevdiğim.


YÜRÜ YALAN DÜNYA

Yürü yalan dünya sana da kalmaz
Ben murat almadım alanlar alsın
Yuva yıkanların yuvası olmaz
Bir yavruya muhtaç ettin sen beni


Padişah değilim sarayım olsun
Baykuş öten bağım hep sana kalsın
Ağlayanın ahı gülenin olsun
Ağlattın da güldürmedin sen beni


Yalın ayak başı açık dolaştım
Açlığınan pençeleşip savaştım
Nalladın atını peşime koştun
Kamçıladın kırbaş ile sen beni


Ağa olup sömürmedim milleti
Tefeciler getirmiştir illeti
Gebertmedin böyle zalim çok iti
Bir zehire muhtaç ettin sen beni

Ben ölürsem bana hoca gelmesin
Aptes alıp boşa namaz kılmasın
Karababa isem kefen sormasın
At dağlara kuşlar yesin sen beni


DOST BULAMADIM
Gezdim şu âleme seyran eyledim
Gönül sarayında dost bulamadım
Eller güler oynar bende ağlarım
Akıttım gözümde yaş bulamadım.


İstemem gayri bülbülü gülü
Viran oldu bu gönlümün bağları
Ele yağmur yağar bana da dolu
Düştü yaprağımı gül bulamadım

Gece gündüz kazma düşmez elimde
Zengin bilmez fakirlerin dilinde
Korkum yoktur Azrail’de ölümde
Düştüm bir ummana yol bulamadım

KARABABA derdim diyem tel inen
Çağırırım boz atlıyı yel inen
Hısım akrabalar küser ben inen
Elimde tutacak dost bulamadım.

NE GÜZELDİR ANADOLUM

Gezdim dünyayı dolaştım
Ne güzeldir Anadolu'm
Yüce yüce dağlar aştım
Ne güzeldir Anadolu'm


Yaylasında kuzu meler
Çoban kavalını çalar
Zümrüt gibi düz ovalar
Ne güzeldir Anadolu'm


Soğuk sular çağlar gider
Bahçesinde bülbül öter
Turnaları katar katar
Ne güzeldir Anadolu'm


Karababa dön yurduna
Dönüp de bakma ardına
Doyum olmaz hiç merdine
Ne güzeldir Anadolu'm


GELEN VARSA GİDİYORUM


Muhammet Ali yoluna
Gelen varsa gidiyorum
Kelepçe vurdum koluma
Gelen varsa gidiyorum


Erler evliyalar burda
Özümü çekmişim darda
Bir dolu içmişim pirde
Gelen varsa gidiyorum


Bu meydan er meydanı
Uğruna koymuşum canı
Bekliyorlar seni beni
Gelen varsa gidiyorum


Karababa Hakk'ın kulu
Şah'a doğru gider yolu
Pir Hacı Bektaş Veli
Gelen varsa gidiyorum


ALİ RIZA YALÇIN


Niye inkâr ettin sevmedin diye
Kapıdan geçerken naz etmedin mi?
Bakraç kollarında suya giderken
Pınarın başında göz etmedin mi?

Başına bağlamış kırmızı yazma
Hepsini söylemem kendini üzme
Bahçede gezerken elinde kazma
Üstüme kırmızı gül atmadın mı?

Ali Rıza Yalçın 1929 yılında Divriği, Çamşıh, Gölören” Kaygısız” köyünde dünyaya geldi. Hüseyin ve Şehriban Yalçın’ın oğludur. İlk Okulu Şahin köyünde okuduktan sonra Sivas Pamuk pınar Köy Enstitüsüne devam etti, ancak bitirmeden okulu bıraktı. Orada Ünlü Ozan Âşık Veysel ile tanışıp saz dersi alarak bağlamayı öğrendi.
Sosyal faaliyetleri sever sık sık köylülerinin düğünlerine gider köy hasreti çeken hemşerilerine Çamşıh şiirleri okur hasret gidermelerini sağlardı. Yaşamı boyunca boş durmamış siyasetiyle, sosyal faaliyetleriyle, yardımseverliği ile her zaman herkesin yanında yer almayı bilmiştir. Çok aktif olduğu dönemlerde çeşitli dergilerde gazetelerde sık sık yazılar şiirleri yayınlanır ödüller alırdı. Özellikle „Türk Folklor Dergisine Çamşıh ile ilgili hikâyeler yazmış TRT de tiyatro olarak oynanmıştır. Defalarca Cumhuriyet Gazetesinde yazıları ve şiirleri yayınlanmıştır.
Ali Rıza Yalçın özellikle insanlığın geleceğini aydınlıkta, bilimde ve çağdaşlıkta görmüştür. Bunun içinde doğru yolun okumak olduğuna inanmıştır. Yaşadığı dönemlerde özellikle bu konularda çok çaba sarf etmiştir. Çamşıh Kültür Derneğindeki başkanlığı sırasında arkadaşları ile yoğun mücadeleler vererek Çamşıh Çamoağa köyünde bir ilkokul yaptırmıştır. Türkü yaptığı şiirleri diğer sanatçılar tarafından da benimsenmiştir. Mesela Ruhi Su’ya Fransa’da altın plak ödülü kazandıran „EKİN İDİM OLDUM HARMAN „ yapıtı Ali Rıza Yalçın‚a aittir. Geçirdiği kalp krizi sonucu 23 Mayıs 1990 yılında hayata gözlerini yummuş İstanbul dudulu da toprağa verilmiştir.


EKİN İDİM OLDUM HARMAN

Düşürdün aşkın narına
Karıştırdın küle beni
Atın yolun kenarına
Yar geçtikçe göre beni

Kırda meleşir kuzular
Yürekte yaren sızılar
Gönül sevdiğin arzular
Götürsünler yâre beni

Sabahtan uğradım güle
Figanı vermiş bülbüle
Getir şu bendimi dola
Zülfündeki tele beni

Fani çarkı devran döner
Mah cemalin şemsi kamer
Oldum gümüş dallı kemer
İnce bele dola beni

Ecel gelir haktan ferman
Can çekilir kalmaz derman
Ekin idim oldum harman
Savursunlar yele beni

ALİ RIZA sızlar yâre
Gülistandım döndüm hare
Verin tenim Zülfikar’a
Kıysın pare pare beni

GELDİ Mİ
Kalem kalem yazam yâre derdimi,
Geldimiola bizim elin baharı,
Döldür Dağı sümbülünü aldı mı,
Geldimiola bizim elin baharı.

Yeşerdi mi armutlunun çayırı,
Karakoyun sardımola bayırı,
Yel vurdukca yar zülfünü ayırı,
Geldimiola bizim elin baharı.

Çağlıyor mu bizim köyün pınarı,
Madımak sardı mı yolun kenarı,
Adım adım bizim elin yolları,
Geldimiola bizim elin baharı.

Ali Rıza nedir benim çektiğim,
Hayalin gözümde meri kekliğim,
Ak gerdan üstüne zülfün döktüğüm,
Geldimiola bizim elin baharı.

KANAT AÇIP HAVALANSAM
Kanat açıp havalansam,
Devreylesem seni dünya,
Yıldızlara aya varsam,
Seyreylesem seni dünya.

Su dağların cevher olsa,
Sular ab-u kevser olsa,
Hep servetin bana kalsa,
Gene adın fani dünya.

Ali Riza ne yürürsün,
Gitme yolu bitirirsin,
Bir gün çeker götürürsün,
Ahir encam beni dünya

BİR YANDAN
Bilmem ki ne olur devranın hali
Sallayıp da yatırıyor bir yandan
Yaratmış insanı ağaç misali
Ekip ekip bitiriyor bir yandan

Kimine mülk vermiş arzun yetirir
Kimimi del’eyler aklın yitirir
Kiminin genç iken ömrün bitirir
Çekip çekip götürüyor bir yandan

Her birini bir sevdaya kaptırmış
Kimine fildişi saray yaptırmış
ALİ RIZA’YI kendisine taptırmış
Şükr eyleyip oturuyor bir yandan

SELÂM SÖYLEN

Sılaya giden yolcular
Soranlara selâm söylen
Anneler nazlı bacılar
Yarenlere selâm söylen

Niyaz ediniz babama
Konu komşu akrabama
Ölenlere rahmet ama
Duranlara selâm söylen

Şirindir Çamşıh elleri
Hakk’ı zikreder dilleri
Doyum olmaz sohbetleri
Erenlere selâm söylen

ALİ RIZA der kelamı
Gurbetlik açtı aramı
Sinemdeki bu yaramı
Saranlara selâm söylen


ALİ ERTEKİN


Felek ile şu cihanı bölüştük
Saray aldı hanı bana bıraktı
Yeryüzünü adım adım dolaştık
Zevki aldı gamı bana bıraktı

Ertekin der felek sen de yanasın
Benim gibi aralarda kalasın
Şu dünyanın bütün zevk’ü safasın
Kendi aldı derdi bana bıraktı

Ali Ertekin 1929 yılında Çamşıh’ının Başören köyünde doğmuştur. Esef ve İslim Ertekinin oğludur. İçi okuma aşkıyla dolu olan Ali Ertekin, köylerinde okul olmadığı için Şahin köyüne gidip ilkokulu orada okumuş ve birincilikle mezun olmuştur. Ortaokulu okumak için Divriği’ye gitmiştir. Ne var ki, bu sırada gözlerinden rahatsızlık başlamıştır.1946 yılında tedavi için Elazığ’a gitmişse de gözünün kapanmasına engel olamamıştır. Daha sonra İstanbul Bakırköy’de ameliyat olmuş, diğer gözünü de burada kaybetmiştir. Kısa bir süre sonra babasını kaybetmiştir. Hayatta kendisine bakacak kimsesi kalmayan ve doğduğundan beri bir türlü yüzü gülmeyen Ali Ertekin otuz yaşlarındayken bu defa cüzam hastalığına yakalanınca da kendisini tam anlamıyla çileli bir hayatın içinde bulmuştur.
Uzun süre İstanbul’da, yirmi sene kadar da Elazığ’da ruh ve sinir hastalıklarından dolayı tedavi görmüştür. Şiire küçük yaşlarda başlamıştır. İçinde bulunduğu acılı hayat, şiire yönelmesine sebep olmuştur. Başta dert ve kader olmak üzere hemen her konuda şiiri vardır. Türkü sözü olarak yazdığı şiirler sanatçılar tarafından okunmaktadır.
2003 yılında Hüseyin Abdal ve Çamşıh Türküleri Festivaline katılan ünlü şairimiz 72 yıl yakınları ve yardımsever insanların desteğiyle çileli hayatına devam etmiş ancak daha fazla dayanamamış 29 Mart 2004  yılında  vefat etmiştir. Mezarı doğduğu köy olan Çamşıh Başören köyündedir.


MİRASIM

Öldüğümde baykuş dostum sorarsa
Viran bağlar solmuş yaprak gül benim
Varisimdir mirasıma konarsa
Kuru ağaç boynu bükük dal benim

Kurtulmadım şu kaderin kışından
Anlatamam neler geçti başımdan
Sel misali gözlerimin yaşından
Coşan ırmak akan dere göl benim

Dertli dertli dolaşırım dillerde
Bütün ömrüm geçti gurbet ellerde
Ağlayarak nice gezdim yollarda
Gözyaşımdan çamur olan yol benim

Ertekin der can tatlıdır bezilmez
Anlımdaki kara yazı bozulmaz
Çilem çoktur kalem ile yazılmaz
Şu dünyada çok dert çeken kul benim

BEN OLDUM
Derdim çoktur dostlar beni kınaman
Mansur gibi darda kalan ben oldum
Duman çöktü gözlerime göremem
Tipi boran karda kalan ben oldum

Benim için yaratılmış dert çile
Kimse bilmez neler çeker bu sine
Ömrüm geçer bütün ahüzar ile
Bülbül gibi zarda kalan ben oldum

Ertekin’im çile akan pınarım
Kışın akar Ağustosta donarım
Ah çektikçe ateş saçar buharım
Kerem gibi narda kalan ben oldum

ÇAMŞIHI

Issız gezdim Çamşıhı’nın köyleri
Issız çöle dönmüş güzel Çamşıhı
Hiç kimseye benzemezdi soyları
Yaşlıların yurdu olmuş Çamşıhı

Her ev köşesinde iki ihtiyar
Oturmuşlar birbirine dert yanar
Misafirle dolup taşan odalar
Baykuşlara mesken olmuş Çamşıhı

Fakir zengin çoğu köyü terk etmiş
Ankara İstanbul her yere gitmiş
Kimi evler bomboş kimisi çökmüş
Yıkık viraneye dönmüş Çamşıhı

Koyunsuz sığırsız kalmış yaylalar
Ağaçlar kurumuş susuz çayırlar
Ekilmemiş harıs kalmış tarlalar
Her tarafın mera olmuş Çamşıhı

ERTEKİN’im gören sana hayrandı
Günlerimiz sanki düğün bayramdı
Sende aydın ozan güzel kaynardı
Nerde kaldı o günlerin Çamşıhı

FELEK
Felek bana bir ok vurdu
Kırdı belimi belimi
Bilmem bana düşman mı oldu
Çekmez elini elini

Gözyaşımı eyleyemem
Figan edip ağlayamam
Dertlerimi söyleyemem
Tutar dilimi dilimi

Yüreğimde yaram çoktur
Bu vurduğun zehir oktur
Merhamet insafın yoktur
Görmez halimi halimi

Dert elinden yandı canım
Yaralardan akar kanım
Sakatlandım perişanım
Vermez ölümü ölümü

ERTEKİN der nasıl edem
Kanlı yaşlar doldu didem
Gözüm görmez nere gidem
Göster yolumu yolumu

BENİM YÂRİM
Hele bakın nazlı yâre maşallah
Selvi boylu bir incecik bel de var
Şu cihanda benzeri yoktur billâh
Sarılmaya kulaç gibi kol da var

Ok kirpiği kalem gibi kaşı var
Elâ gözü inci gibi dişi var
On sekize yeni değmiş yaşı var
Sohbet için bülbül gibi dil de var

Saçı benzer turnaların teline
Kına yakmış tombul beyaz eline
Aynı benzer has bahçenin gülüne
Yanağında bir tomurcuk gül de var

Âşık oldum sana inan sözüme
Şöyle biraz başın koy da dizime
Doya doya bakam güneş yüzüne
İnkâr etme herhal sende bal da var

ERTEKİn der yârim gayet sürmeli
Bakın gelir ne kadar da edalı
Fiyatı da şu dünyanın bedeli
Doğru söylen böyle güzel nerde var

OLUR MU?

Yine memleketim aklıma düştü
Bilem ki beni de soran olur mu?
Hasretlik kalbime yaralar açtı
Yaramı bağlayıp saran olur mu?

İlkbahar ayında taburcu olsam
Ölmeden sılamı bir daha görsem
Akraba dostlara misafir olsam
Bu dertli misafiri alan olur mu
Ertekin'im senin üzülmen boşa
Yazılanlar gelir bu garip başa
Şimdi güvenmek yok kavim kardaşa
Düşenin akraba dostu olur mu
Çamşıh ozanları ve şairleri her dönem var olmuş halkın arasından çıkmış kültür sevdalılarıdır. Bu güne kadar ozanlarımıza ait yayınladığımız bilgiler Dr. Doğan Kaya’nın yazdığı ÇAMŞIH OZANLARI adlı kitabından, Çamşıhlı Ali Haydar Yalçın’ın ÇAMŞIH OZANLARI 2 adlı kitabından ve Ali Haydar Yalçının derlediği DİVRİĞİ GAZETESİ OZANLARIMIZ köşesinde ve YENİ DİVRİĞİ İNTERNET GAZETESİ köşesinde yayınlanan yayından alınıp düzenlenmiştir.
 Ancak teknolojinin dorukta olduğu günümüzde kaynak bulmak hiçte zor olmamaktadır. Hem ozanlarımızın özel siteleri hem de paylaşım ve iletişim portalları, bireysel siteler kaynak göstermeden kopyala yapıştır sistemiyle bilgileri aktarıyor ve yayınlıyor. Bilgilere ekleme yaparak veya değiştirerek kendi yazmış gibi sunum yapılıyor. Benim yazdığım kendi bölgemin ozanları olduğundan gözenin başı sayılıyor. Yazdığımız bilgiler hemen hemen aynı bilgileri içeriyor. Burada kısmen yararlandığım bilgiler Çamşıh Hüseyin Abdal Derneği yayınları olduğunu belirtmekten de yarar görüyorum.


Aşağıda kısa kısa yazdığım eski ozan ve şairlerimizden çok değerli isimlerde bulacaksınız.


ALİ AĞA. Divriği’nin Çamşıh Yöresi Mamoağa (Ağın Gözecik) köyünde dünyaya gelmiştir. Yaşamı dedelik yapmakla şiir yazakla geçmiştir. .Sık sık Emlek yöresindeki taliplerinin yanına giderek dedelik vazifesini yerine getiren Ali Ağa, o yörenin köylerinden biri olan Sivrialan’a da gider. Oraya gelin giden kız kardeşini de görme imkânı bulur. Âşık Veysel’e saz çalmasını da orada öğretir. Ali ağa’nın şu anda hayatta olmayan Mahmut ve Fatıgül isimli çocukları olmuştur. Ali ağa hakkında fazlaca bilgi yoktur ancak kendi köyünde vefat ettiği bilinmektedir.
BATTAL KARABABA: 1893 yılında Çamşıh Şahin köyünde doğdu ve Şahin köyünde 1954 yılında vefat etmiştir. Mezarı Şahin köyündedir. Ozan Mehmet Ali Karababa’nın babası olan Battal Karbaba çevresinde sayılan sevilen şair ve ozandır .
ELİF ETNA:  (XX. Yüzyıl) Çamşıh Gürpınar (Çamoağa) köyünde doğdu. Sultan Yalıncak Ocağına bağlı idi. Çakırağa köyüne gelin gitti. Bu evlilikten Ali ve Safiye adlarında iki çocuğu oldu. Kızını Yağbasan köyüne gelin verdi. Oğlu Ali İstanbul’a çalışmaya gitti. Senelerce evlat hasretiyle yaşadı. 1940’lı yıllarda vefat ettiği sanılıyor. Çok sayıda şiiri kaybolmuştur.
HATİCE MİHRAP: Yüzyılımızın başlarında Çamşıh Başören Köyünde doğmuştur. Çok güzel olduğu için köy gençlerinin sık sık rahatsız etmeleri dolayısıyla babası zorla Mahmut Kâhya ile evlendirmiştir. Ne var ki ertesi gün Hatice tekrar babası evine gitmiştir. Aradan bir yıl geçmeden 16–17 yaşlarındayken seferberlik zamanında vefat etmiştir. Şiirlerinde Hatice Mihrap mahlasını kullanan Hatice'nin her hangi bir ustası yoktur.
TAMEY ANA: Çamşıh Şahin köyünde XIX. Yüzyıl ile XX. Yüzyılın başlarında yaşamıştır. Yemen Savaşının Anadolu’daki sarsıntıları Tamey
Ana’yı da etkilemiş, dört yavrusuyla bu yoksulluğa direnmeye çalışmıştır. Ondört-
onbeş yaşlarında olan Mustafa ve Mahmut Yemen Savaş’ına daha küçük
olduklarından dolayı katılmak istememiş, zaptiyeler Mustafa’ya işkence etmiş,
Mahmut’u da alıp götürmüşlerdir. Akıbetinden bir haber alınamayan Mahmut’a
Tamey Ana ağıtlar yakmıştır. Kocası Kamber’den de bir anlayış ve destek göremeyen Tamey Ana, teselliyi şiirlerde bulur.
DERTLİ GULAM: Çamşıh Göleren Gaygısız  köyünde dünyaya geldi, asıl adı Abidin’dir. Çamşıhlıoğlu sülalesinden olup iki gözü de görmeyen şair 50 yaşları civarında vefat etmiştir.
Doğum tarihi ve ölüm tarihi bilinmemektedir.100'e yakın şiirlerini bir deftere yazmışsa da defter kaybolmuştur.3-5 şiirinin dışında şair hakkında başkaca bilgi edinilememiştir.
NESİMİ: (1932- ) Çamşıh Şahin köyünde doğdu. Asıl adı Nesimi Işık. Hüseyin ve sultan’ın oğludur. Bir dönem Köyünde muhtarlık ta yaptı. Bir ara Cürek maden işletmelerinde çalıştı. Yedi çocuğu olmuştur. Kışın İstanbul’da yaz mevsiminde de Şahin köyünde oturmakta. Şiirlerinde mahlas olarak Nesimi adını kullandı.
ÂŞIK HÜSEYİN : (1908–5.3.1953) Asıl adı Hüseyin Karababa Dişbudak köyünde doğdu.
Pengögiller sülalesinden olup, Hasan’la İnci Hanım’ın oğludur. Üç yaşında iken babasını
kaybetti. Hüseyin’i amcası Ali Karababa büyüttü. Herhangi bir tahsil görmedi. Hüseyin, on sekiz yaşında Mamoağa köyünden Hüseyin Kâhya’nın Tamam adlı kızıyla evlendi.
Âşık Hüseyin, saz çalmaya küçük yaşlarda başladı. Dayısı Hüseyin’e, annesi ve babasını kaybettikten sonra, kendisini avutması için bir saz aldı. Sesi güzeldi. O da zamanla iyi saz çalmada ustalaştı ve şiir yazmaya da başladı. Genellikle olaylar ve inancı üzerine şiir yazdı.


AZİZ TOPRAK: Divriği Çamşıh Balo ağa köyünde 1873 yılında doğmuştur. Babası Balo ağanın oğlu Haydar, Annesi Kangal ilçesine bağlı iğdeli köyünden Sultan hanımdır.
Aziz Toprak iki kere evlenmiş ilk eşi Çamoağa köyünden Tamiş ikinci eşi Bolo ağa köyünden Süleyman ağanın kızı gülbahardır. Yedi çocuğu olmuştur. Askerliğini Yemende yapmış gazi olarak köyüne dönmüştür. Çok iyi saz çaldığı ve usta malı deyiş söylediği bilinir. Şiirleri kayıt altına alınmadığından günümüzde çok az şiiri mevcuttur. 1946 yılında Balo ağa köyünde vefat etmiştir.
GATIH DEDE (HÜSEYİN KARAKUŞ) 1890’lı yıllarda Çamşıh’ının Aziz ağa köyünde doğmuştur. Asıl adı Hüseyin’dir.1934’te soyadı kanunu çıktıktan sonra Karakuş soyadını almıştır. Ancak çevrede Gatıh Dede olarak tanınmış ün yapmıştır.
Çocukluğu köyünde geçmiş, Yağbasan köyünden Satı Hanım ile evlenmiş olup bu evlilikten Murteza, Paşa, Süleyman, İnci, Safiye ve Haney isimlerinde altı çocuğu olmuştur. Küçük yaşta askere gitmiş, uzun süre askerlik yapmıştır. Askerlik dönüşü köyüne gelmiş ölünceye kadar da burada ikamet etmiştir. Yedikardeş olan Gatıh Dede ve kardeşleri hepsi birden seferberlikte askere alınmıştır. Ne acıdır ki kardeşlerinin altısı da askerde şehit düşmüştür.
 Çok iyi saz ve keman çaldığı, çok güçlü bir hafızaya sahip nükteden bir kişi olduğu, doğaçlama şiirler yazdığı bilinmektedir. 1975 yılında Hakka yürümüştür. Mezarı Aziz ağa köyündedir.
ÂŞIK BUDALA: XVII. Yüzyılda yaşamıştır. Divriği'nin Şahin köyünde doğduğu biliniyor. Şahin köyü, folkloru, âşıkları ve kendine has ezgileriyle şöhret bulmuş olan Çamşıh’ı yöresi köylerinden birisidir.
 
Âşık Budala'nın, hakkında bilinenler çok azdır. Asıl adı İsmail'dir. Şiirlerinde Budala yahut Budala İsmail mahlaslarını kullanmıştır. Genellikle Bektaşî itikadını dile getiren şiirler söylemiştir. Bunun yanında sosyal konulu şiirleri de vardır. İtikada bağlı terimlerin dışında dili sadedir. Şiirleri muhteva yönü ile oldukça kapsamlıdır. Çamşıh’ı yöresinde iyi saz çaldığı kulaktan kulağa aktarılmaktadır. Teknik yönden yer yer şiirleri kusurludur ama o günün koşullarında yazılan bu şiirler ozanlarımız tarafından kabul görmüş besteler yapılarak türkülere geçmiş ve günümüze kadar gelmiştir.
İSMAİL TOPRAK: 1911 (R.1327) yılında Çamşıh’ın Baloağa köyünde dünyaya gelmiştir. Babası Baloağa köyünün kurucusu Balo Ağa’nın oğlu Esef Ağa’dır. Kısa aralıklarla gurbete gidip çalışmış ancak ömrünün tamamına yakınını köyünde geçirmiştir.
Ozan İsmail Toprak gençlik yıllarında saz çalmaya başlamıştır. Ustası Âşık Veysel’e de saz çalmasını öğreten Çamşıh Mamoağa köyünden Ali ağadır. Battal Karababa,Gatıh Dede,Celal Dede,Girgey Hüseyin aynı zamanın gençleri olarak Çamşıh’ta ün yapmışlardır.İsmail Toprak’ın Aşık Veysel gibi çalıp söylemesinde en büyük etken ustasının  Ali Ağa olmasından kaynaklanmaktadır.Ozan İsmail Aşık Veysel’in yurt içi gezilerinde dört sene onunla beraber  turnelere çıkmış  eşlik etmiştir. Ozanın yazdığı yüzlerce şiirleri olmasına rağmen Şiirlerinin çoğu derlenmediği için kayıp olmuştur.
CELAL DEDE (CELAL ÇAMLICA): Asıl adı Celal Çamlıcadır. Celal dede Başören köyünün Azizağa mezrasındandır. Babasının ismi Ali Yusuf’tur. Ali Yusuf Çamşıh’ta çıkan bir isyanda Malatya Akçadağ’a kaçmış orada talipleri tarafından uzun süre korunmuştur. Celal Dede bu olaydan dolayı 1881 yılında köyünden uzakta Solik (Kınık) köyünde dünyaya gelmiştir. Ailesi daha sonraları tekrar Çamşıh’ına gelerek yaşamını burada sürdürmüştür.
Celal Dede Divriği’de okumuş, tahsil hayatı boyunca Divriği’nin yerlisi olan kirvelerinde kalmıştır. Daha sonraları kirvelerinin çocuklarıyla İstanbul’a okuması için gönderilmiştir. İstanbul’da Rüştiye’de okurken İsmet İnönü ile birlikte okumuş Rüştiye’yi bitirmiştir. Tahsili sırasında İstanbul’ da “Babalar” diye bir grup kurarak Bektaşi Tekkelerinde çalışmalara başlamıştır. Bazı tekkelerde yöneticilik yapmış Dede-Babalık makamına kadar yükselmiştir. Çok iyi saz ve keman çaldığı şiir yazdığı bilinmektedir ancak günümüzde  eseri yoktur.
Kendisini Aleviliğe ve Kültürüne adayan Celal Dede bu tempoya  fazla dayanamamış 1945 yılında Malatya’nın Çiğnir ilçesinde kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmiştir. Mezarı Çiğnir köyünde türbe haline getirilmiştir.
HASAN KARAKUŞ: Hasan Karakuş” Hasan Çavuş” 1891’de (R.1307) Çamşıh’ının Balova köyünde doğmuştur. Babası Çakır Hüseyin, annesi Hacoğ Hatundur. Hasan Çavuş iki evlilik yaşamıştır. İlk evliliğini Divriği’nin İnallı köyünden Gülsüm ile yapmış; ondan, Mahmut adında bir oğlu olmuştur. İkinci evliliğini ise Çamşıh Aziz ağa köyünden, Cemek Ali’nin kızı İnci Hanımla yapmıştır. İkinci evliliğinden; Aziz, Nurettin ve Rüstem adında üç oğlu; Tamiş ve Hacoğ adlarında iki kızı olmuştur.
Hasan Karakuş’un trajik askerlik öyküsü nedeniyle asıl adı yerine Hasan Çavuş olarak Çamşıh’ta ün yapmıştır. Askerde aşık olduğu bir kıza yazdığı  “ ne incecik boyun var lelem “ türküsüyle ünlenmiştir. 1967 yılında köyünde vefat etmiştir. Mezarı Çamşıh’ının Balova köyündedir.
ŞAİR MİM ALİ 1939 yılında Çamşıh’ının Başören köyünde doğmuştur.  Asıl adı Mehmet Ali Taşdan’dır. Babası Veysel, Annesi Bahar Hanım’dır. Ailesi Hasan Hocagil olarak bilinmektedir. Çocukluğu köyünde geçmiştir. İlkokul 3. sınıfa kadar Başören köyü ilkokulunda, 4. ve 5. sınıfı da Çamoağa köyü ilkokulunda okumuştur. İlkokuldan sonra Pamukpınar İlk Öğretmen Okulunda gitmiş, ancak köy hasretine fazla dayanamayıp köyüne dönmüştür.1958 yılında evlenmiştir. Beş çocuğu vardır. Evlilik sonrası 1971 yılına kadar İstanbul’da kalmış, oradan Ankara’ya göçmüştür. Karayolları Genel Müdürlüğünden emekli olup, Ankara Sincan da oturmaktadır. Şiirlerinde Mim Ali mahlasını kullanmıştır. Kafiye ve ölçülerde başarı sağlamakla beraber, şiirin ayağında aynı başarıyı gösterememiştir. Şiirlerinde sadelik ve akıcı bir üslup vardır.
ŞAİR HÜSEYİN HİLMİ EHLİSOYDAN Çamşıh’ının Çakırağa köyünde Süleyman ve Sultan Akbulut'un iki oğlundan biri olarak 1927 yılında dünyaya geldi. Çamşıh’ta paşa olarak tanınan Hüseyin Hilmi askerlik sonrası Sivas özel idarede memur olarak çalıştı. Daha sonra Sivas’ta Neriman Hanım ile evlendi. üç oğlu iki kız çocuğu oldu. Soyadı Akbulut olan şair değiştirerek Ehlisoydan soyadını almıştır.

Memurluk hayatı devam ederken Muş'a tayin edildi. Bu arada devlet hastanesinde iaşe müdürlüğü yaptı. Bir dönem Adıyaman Cezaevi Müdürlüğüde yaptı. Kardeşi Hacı İbrahim Akbulut çalıştığı Avustralya Sydney'e davet etti. İşini bırakıp ailesini alarak Sydney'e giden Hüseyin Hilmi Ehlisoydan orada uzun yıllar çalıştı.

Çamşıh ve insanını çok sever devamlı şiir yazardı.1960 yılında Çamşeyh Çeşmesi adında bir şiir kitabı yayınlandı. Bu kitapta 45 şiiri olup, şiirlerinde 37’si 11 hecelidir. Şiir tekniği pek sağlam olmamasına rağmen yazmaya devam etmiştir. Şiirlerinde Ehlisoydan Mahlasını kullanmış olup pek çok konuyu işlemekle beraber sosyal ve mistik konulara daha ağırlık vermiştir.Ailesi ile yaşadığı Sydney‘de 1986 yılında hayata gözlerini yummuş mezarı sydney’dedir
MUHAMMET DEDE Başören köyünün Aziz ağa mezrasındandır. Esas adı Muhammet İşimer’dir. Yaklaşık 1900’lü yılların başında doğduğu sanılmaktadır. Şahin köyünden Tamey ana ile evlenmiş bu evlilikten 3 erkek 4 kızı olmuştur. Küçük yaşta saz ve keman çalmayı öğrenmiştir. Daha çocuk yaşta dedelik için Malatya’nın köy ve ilçelerine gitmiş uzun yıllar dedelik yapmıştır.

Yaşadığı dönemin en iyi saz ve keman çalıp türkü söyleyen ozanlarındandır. Çevresinde sayılan ve sevilen bir insandır. Çocuklarını yetiştirmek için İstanbul’a taşınmış Çağlayan’da yaptığı gecekonduda yaşamıştır. Kendisine maddi faydası olmadığında saz ve keman çalmayı bırakmıştır.Muhammet dede 1996 yılında İstanbul Avcılarda hakk’a yürümüştür. Mezarı İstanbul Karaca Ahmet mezarlığındadır. Şiirleri maalesef tespit edilememiştir.
MAHMUT ÇAMLICA Aziz ağa köyünden Celal Dedenin oğludur.1920 yıllarında dünyaya gelmiş 1945 yılında vefat etmiştir. Mahmut Çamlıca’nın alkola düşkün olduğu söylenir. Trajik bir ölüm hikâyesi vardır.
 Şiddetli bir kış gününde Gaygısı köyünden Aziz ağa köyüne gitmek üzere yola çıkarken Gaygısı köyündeki akrabalarının ısrarına rağmen onları dinlemez alkollüdür ve gençtir. Yola çıkar evinin yakınına kadar gelir. Pınarın başında kalan rakısını da bitirir ve orada sızıp kalır. Kimse onun varlığını fark etmez ve Mahmut Çamlıca oracıkta donup ölmüştür. Kendisinin mükemmel keman çaldığı ve türkü sözü yazıp söylediği anlatılır, ancak şiirleri tespit edilememiştir

İREBİK 1920 yılında Şahin köyünde doğmuştur. Asıl ismi Rabia Ardıç’tır. Sadık ve Zeynep Polat’ın kızı olup köylüsü Abidin Ardıç ile evlenmiştir. Bu evlilikten dokuz çocuğu olmuştur.1979 yılında vefat etmiştir. İrticalı olup Tamey Akçe, Kiraz Akçe ve Fitoz Demir’le karşılıklı şiirler maniler söylemiştir.
Yörede cenaze olduğunda ağıt söylemek için devamlı çağrılmıştır. Ancak şiirleri derlenemediği için kaybolmuştur.
ABDURRAHMAN YALÇIN:Çamşıh Gölören Gaygısız köyünde Aziz Ağa gillerden  "Gidik Hüseyin lakaplı" Hüseyin ve Şarey Yalçın'ın 7 çocuğundan 4. çocuk olarak Gaygısız köyünde dünyaya geldi.
İlkokulu Şahin köyünde okuyup Yıldızeli Öğretmen Okulu "Köy Enstitüsüne" girdi. Orada bir müddet okuduktan sonra küçük kardeşi Ali Rıza Yalçın ile ailevi nedenlerden dolayı okuldan ayrıldı. Yüzlerce şiiri vardır. Çamşıh Ozanları 2 kitabında şiirleri yayımlandı. Abdurrahman Yalçın emekli olduktan birkaç yıl sonra rahatsızlanıp 2004 yılında İstanbul'da aramızdan ayrıldı.  
HAŞİM KARABABA:1938 yılında Şahin köyünde doğdu.1958 yılına kadar köyde çiftçilik yaptı.1958 de askere gitti,1960 da askerden geldikten sonra Divriği Demir Çelik Fabrikasına girdi. On yıl sivil savunma da bekçi olarak çalıştı.1970 yılında Almanya’ya gitti. Ünlü ozan Battal Karababa’nın oğlu olan Haşim Karababa, 8 yıl yalnız kalıp şiir yazmaya başladı.
1994 yılında "Başımız Sığmadı Koca Dünyaya " adında birde şiir kitabı yayınlandı. Çamşıh Ozanları 2 kitabında şiirleri yayımlandı.2009 yılında aramızdan ayrılşdı.
İBRAHİM ŞAHİN: Çamşıh Başören köyü Aziz ağa mezrasında Hüseyin ve Hüsne Şahinin oğlu olarak 1929 yılında köyünde dünyaya geldi. Babası Hüseyin dede, dedelik yapmaya gittiği köylere oğlu İbrahim'i de götürdüğünde l5 yaşındaydı.l5 yaşında talipleriyle tanışıp dedelik postuna oturan İbrahim Şahin 10–15 yıl babasından eğitim alarak yolu yordamı dedeliği öğrenmek için çaba sarf etti, çok kitap okudu. Kuran'ı tamamen okuyup bitirdi.
 Dini hizmetlerle Alevilik yolunu dedeliği tamamen öğrendi. Bağlama ve keman çalan ozanımız kendi bestelerinin dışında çok ünlü ozanların deyiş düvezimam yapıtlarını da seslendirdi. Bir erkek 3 kızı babası olan İbrahim Şahin yaz aylarında köyüne gidip birkaç ay orada kalıp, kış aylarında İstanbul Maltepe Gülsuyundaki kendi evinde yaşamını devam ettirirken 2012 Ocak ayında hakka yürüdü. Çamşıh ozanları 2 kitabında şiirleri yayımlandı.
 İSMAİL METİN  "Paşa dayı":1928 yılında Sivas ili Divriği İlçesi Çamşıh Beldesi Mamoağa köyünde dünyaya geldi. Küçük yaşta babasını kaybetti. İkinci evliliği olan Hatun hanımdan üç kız bir oğlan babası oldu. Bir dönem İstanbul’a yerleşmesine rağmen buradan taşınıp uzun yıllar Ankara Tuzlu çayır’da ikamet etti. Tuzlu çayır Mahallesi’nin kuruluş yıllarından itibaren iki dönem muhtarlık yaptı. Şiirlerinde genellikle taşlama, gurbet, tasavvuf, tabiat ve aşk temalarını işledi. Çamşıh Ozanları 2 kitabın da şiirleri yayımlanan şair 2010 yılında hakka yürüdü.

 

Not .bu yazı Divriği Kültür Envanteri kitabına gönderilmiştir.

Son Güncelleme: Cuma, 14 Kasım 2014 14:24
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile